Bir önceki yazı, yılın büyük omurgasını kurdu. Ay adlarını, eşik günlerini, 13 x 28 düzenini, Atalar Günü ile Ocak Toyu çizgisini ve Türkçe zaman sözlüğünün neden yeniden ayağa kaldırılması gerektiğini açtı. Yıl çevrimi kurulduktan sonra sıra haftanın günlerine geldi. Çünkü zamanın büyük halkası aylar ve yıl ile görünür olur; zamanın en sık dönen, en çok tekrarlanan, en derine işleyen halkası ise gün adlarıyla yaşar. Bir çocuk ay adlarını arada bir söyler. Gün adlarını ise her gün, her hafta, her okul çizelgesinde, her iş düzeninde, her buluşma çağrısında, her aile ocağında tekrar eder. Bu yüzden gün adı, bellek üstünde çok daha yoğun bir iz bırakır. İlk metinde bu yön açıkça duyurulmuştu: haftanın günleri, Türk toyları, töresel eşik günleri ve budun günleri de Türkçenin kendi ses ve anlam düzeniyle yeniden kurulacaktı.
Sıra geldi haftanın günlerine.
Bu yazı, o çağrının ikinci halkasıdır. Buradaki amaç, elde duran gün adlarını yüzeysel köken bilgisiyle sıralamanın ötesine geçmektir. Buradaki amaç, haftanın yedi kapısına hangi seslerin yerleştirildiğini, bu seslerin hangi uygarlık katlarını taşıdığını, Türk budununun neden kendi gün sözlüğünü kurması gerektiğini ve yeni adlandırmanın hangi ilkelere göre geliştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açmaktır.
İlk yazı, Roma ay adlarının tanrılar, hükümdarlar ve sayı tortuları taşıdığını; Türkçe ay adlarının ise ocak, ekim, aralık gibi doğrudan yaşanan hayata yaslanan daha güçlü bir anlam düzeni sunduğunu göstermişti. Günler alanında da aynı yöntem işletilecektir. Hangi ad hangi dilden geldi, ilk anlamı neydi, hangi erk çevrimini, hangi inanç tortusunu, hangi alışveriş ya da ibadet düzenini sırtladı, Türkçeye hangi yoldan girdi, bugün neyi taşıyor ve hangi bakımdan Türk'e dar geliyor soruları tek tek açılacaktır. Bu yüzden bu yazı, dil tarihi kadar zaman erki yazısıdır. Ayrıca, zaman erki yazısı olduğu kadar da budunsal bellek yazısıdır.
İlk makalenin iskeleti bu yeni çalışmada da doğrudan sürmektedir yani kopma-bozulma yoktur. Orada zaman dizgesi duvara asılan çizelge gibi okunmamıştı. Neden? Çünkü içerisinde ölçü, öykü, bellek, benlik ve erk düğümü kuruldu. Aslında bu uykudaki Türk budunu için bir ilktir, bir devrimdir. Dünya çaplı sivil takvimin işleyiş gücü teslim edildi; bunun yanında budunsal zaman sözlüğü kurma gereği açıkça savunuldu. Çin, Yahudi, Hindu ve İslam zaman dizgeleri gibi örnekler, bir budunun dünya ile ortak dizge kullanırken kendi iç zaman sözlüğünü ayrıca yaşayabildiğini gösterdi.
Ay adları üstünde yapılan çözümleme ile, Janus'tan Augustus'a, Süryanice'den Arapçaya uzanan çok katlı dolaşım görünür kılındı. Sonra Türkçe adlandırma gücü öne çekildi. Günler için yapılacak iş de aynıdır. Fakat burada bir ayrım vardır: ay adı ayda birkaç kez görünür, gün adı ise her hafta döner. Bu yüzden haftanın günleri, bir budunun zaman duygusunun ana nabzıdır. Türkçe burada sesini kurduğunda zamanın en küçük halkası da Türkçe soluk alır.
Yedi günlük haftanın kökü, tek merkezli bir icat çizgisi vermeyebilir. Eski Yakındoğu, Babil, Helenistik gök bilgisi, Roma takvimi, Yahudi kutsal çevrimi, Hristiyan yorumları, Arapça sayı düzeni ve Farsça şenbe dizisi bu alanı katman katman örmüştür. Klasik ansiklopedi bilgisi, Babillilerin günleri Güneş, Ay ve çıplak gözle görülen beş gezegen çevresinde sıraladığını; Romalıların bu yedi günlük çevrimi benimsediğini aktarır. Roma'da daha erken dönemde sekiz günlük "nundinal" çevrimin kullanıldığı, yedi günlük haftanın ise geç Cumhuriyet ve İmparatorluk çağında yayılıp 321 yılında Konstantinos'un kararıyla resmî düzen içine yerleştiği de aynı çerçevede görünür.
Sacha Stern ile Ilaria Bultrighini'nin çalışması ise gezegen günlerinin tam dizilişinin, Roma ve çevresindeki belge düzeni içinde güç kazandığını, Yahudi ve Hristiyan çizgilerin bu yapıyı kendi kutsal çevrimleriyle başka türlü işlediğini gösterir. Buradan çıkan temel sonuç açıktır: bugün "çok doğal" sanılan gün adları, aslında yüzyılların erk, inanç ve gök bilgisi tortusunu taşıyan kurma yapılardır. Onları doğal saymak, tortuyu görmezden gelmektir. Ki görmezden de gelinmektedir...
Roma dünyasında günler, gök varlıkları ve tanrılar çevresinde sıralandı. Güneş günü, Ay günü, Mars günü, Merkür günü, Jüpiter günü, Venüs günü ve Satürn günü çizgisi kuruldu. Latin dillerinin büyük bölümü bu yapıyı doğrudan korudu. Fransızca lundi, mardi, mercredi, jeudi, vendredi çizgisi Ay, Mars, Merkür, Jüpiter ve Venüs bağını taşımayı sürdürdü. İspanyolca lunes, martes, miércoles, jueves, viernes hattı da aynı yükü taşıdı. Bu adların bugün sıradan işaret gibi algılanması, onların içindeki mitolojik ve dinsel tortuyu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, tortunun alışkanlığa dönüştüğünü gösterir. İnsan artık anlamı düşünmeden söylemekte; sözcük yine de kendi tarihini sırtlamayı sürdürmektedir. Bu yüzden yaygınlık, berraklık sunmaz; sadece ve sadece uzun / sık tekrarın uyuşturduğu bir dil alışkanlığı sunar.
İngilizce hattı daha da ilginçtir. Sunday, Monday ve Saturday, Güneş, Ay ve Satürn izini korurken Tuesday, Wednesday, Thursday ve Friday alanında Germen tanrıları Roma karşılıklarının yerini aldı. Tiw, Woden, Thor ve Frigg, Mars, Merkür, Jüpiter ve Venüs çizgisinin üstüne bindirildi. Böylece İngilizce haftası, yarı Roma, yarı Germen mitoloji tortusu taşır hale gelmiştir. Her hafta dört gün boyunca eski tanrı adları tekrarlanır. Modern kişi bu adı kullanırken çoğu kez hiçbir anlam katı düşünmez; buna karşın sözcükler ölü bir mitolojiyi dilde yaşatmayı sürdürür. Komik ama gerçek.
Fakat dikkatli olalım; burada örnek alınacak alan, adların kendisi olamaz. Asıl örnek alınacak yön, İngiliz ve Germen dünyasının kendi tarihî malzemesini zamanın dili içine yerleştirme kararlılığıdır. Türk için ders buradadır: başkasının tortusunu yinelemek yerine kendi zaman ve anlam sesliliğini kurmak. Almancadaki Mittwoch örneği de bunu ayrıca gösterir. Çarşamba için "haftanın ortası" anlamına gelen bambaşka bir ad seçilmiştir. Demek ki dil isterse, eski tanrı adını çekip yerine işlevsel ve iç mantık taşıyan yeni bir gün adı koyabilir.
Yahudi geleneği başka bir yol tutmuştur. Günler büyük ölçüde birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün diye sayısal çizgide yürümüş; ağırlık merkezi "Sebt" üstünde toplanmıştır. Burada gezegen adları ve mitolojik kişilikler haftanın omurgasına yerleşmemiştir. Kutsal çevrim ile dinlenme günü öne çıkmıştır.
Hristiyanlık da kendi genişleme çağında bir yandan Roma haftasını kullandı, bir yandan pazar gününe ayrı kut verdi. "Rabbin günü" vurgusu öne çıktı. Augustinus gibi yazarlar, Hristiyanların gezegen-tanrı adlarından uzaklaşmasını öğütledi. Buna karşın halk dili, eski sözlüğü taşımayı sürdürdü. Bu alışkanlık tablosu öğreticidir. Bir inanç çevrimi, zaman dilini yeniden kurmak isteyebilir. Eski sözlük, alışkanlık gücüyle direnebilir. Devlet, din ve halk ağızları arasında sürtünme doğabilir. Sonunda yeni bileşim oluşur. İşte zaman dili böylesine canlı bir savaş alanıdır. Ve bu savaş alanının uyuyan en büyük budunu da biz Türkleriz.
Acı ama gerçek.
Devam edelim;
Arapça çizgi de gün adlarını sıfırdan kurmuştur. İslam öncesi Arapların (Sami ve Aramilerin) cuma gününe arûbe dediği, başka günler için de evvel, ehven, cubâr, dubâr, mu'nis ve şiyâr gibi ayrı adlar kullandığı bilinmektedir. İslam sonrası düzen, haftayı sayı eksenine ve cuma gününe göre yeniden biçimlendirdi. İkinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün, beşinci gün çizgisi yerleşti; cuma, toplanma ve bir araya geliş gününü anlattı; sebt, eski İbrani / Sami–Arami kökünün yankısını korudu.
Buradaki örnek çok önemlidir. Büyük bir uygarlık hamlesi, haftanın dilini yenilemiş, eski sözlüğü kenara çekmiş, yeni kurucu sözlüğü yerleştirmiştir. Demek ki zamanın dili değiştirilebilir. Uygarlık atılımı, gün adlarına kadar iner. Türk için sorulacak soru bu yüzden serttir: Araplar kendi gün dilini kurmuş, Farslar kendi dizisini kurmuş, Germenler Roma dizisini kendi tanrılarıyla değiştirmiş, Almanlar bir günde orta vurgusunu öne almışken Türk neden hâlâ kırık bir yama sözlüğü taşımaktadır? Bu durum kimin işine gelmektedir?
Farsça şenbe dizisi, kendi içinde belirgin mantık taşır. Yekşenbe, duşenbe, seşenbe, çeharşenbe, pençşenbe çizgisi bir, iki, üç, dört, beş sayılarını şenbe çevresinde örer. Bu yapı İran alanı açısından sayısal bütünlük sunar. Günler birbirine iç mantıkla bağlanır. Farsça burada kendi zaman dizisini net biçimde kurmuştur. Sorun Türkçe alanında başlar. Türkçe bu diziyi bütün halinde alıp yeniden işlemedi; parçalarını aldı, Arapça köklerle karıştırdı, yer yer Türkçe ertesi ekledi, yer yer pazar gibi başka bir odak ekledi.
Böylece sonuçta iç mantığı kırılmış melez dizi ortaya çıktı. Bu melezlik sıradan dil alışverişi diye geçiştirilemez. Haftanın bir gününde alışveriş pazarı, iki gününde yabancı sayı, bir gününde toplanma ibadeti, iki gününde ardıllık yapısı, kalan günlerde Farsça kökler dolaşırsa zaman dili parçalanır. Parçalanmış zaman dili, budunsal berraklık veremez! Yani günümüz Türklüğünün bulutlanmış zihnine şaşırmayın... sebepler aslında gözümüzün önünde durmaktadır.
Bugünkü Türkiye Türkçesi gün adlarının köken haritası ise oldukça sert ve öğreticidir. Pazar, Farsça bâzâr kökünden gelir. Pazartesi, Farsça pazar kökü üstüne Türkçe ertesi ekinin bindirilmiş biçimidir. Salı, Arapçadaki üçüncü gün çizgisinden gelir. Çarşamba ve perşembe, Farsçadaki dördüncü ve beşinci gün kalıplarının Türkçedeki biçimleridir. Cuma, Arapça toplanma kökünü taşır. Cumartesi, Arapça cuma kökü üstüne Türkçe ertesi ekini bindirir. Bu tablo sayıya döküldüğünde daha çarpıcı görünür. Yedi günün hiçbiri Öz Türkçe kök taşımaz. İki gün, yabancı köke Türkçe ek bindirir. Beş gün bütünüyle yabancı köktür. Bir budunun zamanının yedide yedisi, kendi öz kök sesi dışında dönmektedir. Bu durum, Türkçenin zaman alanındaki ağır aşınmasını açık eder. Türk Dil Kurumu nerededir?
Şimdi bu noktayı biraz daha açalım.
Pazar adı üstünde ayrıca durmak gerekir. Farsça bâzâr, çarşı, alışveriş yeri ve piyasa alanı anlamı taşır. Haftanın bir tam günü bu kök üstüne kurulmuştur. Geleneksel kentte haftalık pazarın büyük önemi vardı. Uzak köylerden gelen üreticiler, alıcılar ve satıcılar belli günlerde aynı yerde buluşurdu. Böyle bir çevrimde "pazar günü" anlaşılır bir tarihî kök taşır. Bugünün dünyasında alışveriş her güne, her sokağa, her ekrana yayılmıştır. Çünkü zaten çarşılar haftanın tek bir gününde kurulmaz. Ürün dolaşımı ve para akışı her saat sürer. Böyle bir çağda bir budunun zamanının yedide birini alışveriş yerine bağlamak dar bir zaman anlayışı doğurur. Saçmadır ama itiraz eden de yoktur.
Gün adı, ocak, toy, emek, gök, yön, dinlenme ya da budun gibi derin alanlar yerine tezgâh ve alım satım alanına sıkışır. Türk'ün zaman sözlüğü için bu darlık ağır gelir. Üstelik tarihî ağız verileri, bazertesi, bazarötesi, sarbazarı gibi biçimlerin çoğu yerde soyut hafta günü yerine o yerde pazarın kurulduğu gerçek günü işaretlediğini gösterir. Demek ki "pazar" çizgisi zaten yerel ve pratik bir çözüm olarak doğmuş, sonra geniş bir zaman işaretine dönmüştür. Böyle bir adlandırma, budunsal zamanın ana kapısı için yetersiz kalmakta ve Türklüğünden şüphesi olmayanlar için utanç kaynağı olmaya devam etmektedir.
Pazartesi adı ilk bakışta Türkçe ek taşıdığı için kimi zaman gereğinden çok övülür. Burada Türkçe ertesi ekinin varlığı önemlidir; fakat asıl kök yine başkasınındır. Günün varlığı kendi iç anlamından doğmaz; pazarın ardılı olarak belirir. Yani haftanın ikinci günü, birinci günün gölgesinde yaşar; kendi başına doğmuş bir ad taşımaz. Türkçe burada kurucu merkezde durmaz; yabancı kökler arasına bağlayıcı ek yerleştirir. Elbette bu da Türkçenin işlem gücünü gösterir. Bunun yanında bağımlı kurgu da taşır. Türk'e yakışan çizgi, başkasının kurduğu zaman kapısına ek yapmak yerine kendi zaman kapısını kendi köküyle açmaktır. Pazartesi, alışkanlık düzleminde yerleşik olabilir fakat budunsal tasarım düzleminde yetersiz ve hatta geçersizdir.
Salı, Arapçadaki "üçüncü gün" çizgisinden gelir. Burada taşıdığı anlam, yaşanan bir gün tini taşımaz; yalnız sıra sayısı taşır. Türkçe bu adı kullandığında, her hafta bir gün boyunca başkasının sayısını tekrar eder. Burada sayı kökenli gün adlarına bütünüyle karşı çıkmak gerekmez. Sayı temelli diziler dünyada güçlü örnekler sunar. İbrani, Arapça ve Farsça çevrelerde sayı berraklığı vardır. Türkçenin sorunu, sayı mantığını öz köküyle kurmamış olmasıdır. Salı, Türkçe üçün ya da üçüncü çizgisiyle kurulmuş olsaydı başka bir iç açıklık doğardı. Bugünkü biçimiyle salı, yabancı bir sayının ses tortusu halinde yaşamaktadır. Türk budununun haftanın günlerinden birini kendi sayı adıyla anmaması, zamanla matematiğin öz evladı Türkçenin sayılarını anlam dünyamızdan uzaklaştırır.
Çarşamba ve perşembe, Farsçadaki dördüncü ve beşinci gün kalıplarının Türkçedeki sürümleridir. Bu adlar, İran alanı için açık mantık taşır. Türkçe alanında ise bir bütünün parçaları gibi yaşamaz, yaşayamaz. Olsa olsa kırık bir dizinin parçaları gibi yaşarlar. Çünkü hafta birinci günden itibaren aynı mantıkla kurulmamıştır.
Pazar, alışveriş alanıdır. Pazartesi, onun ardıdır. Salı, Arapça sayıdır. Çarşamba ve perşembe, Farsça sayıdır. Cuma, Arapça toplanmadır. Cumartesi, onun ardıdır. Böyle bir dizinin içinde çarşamba ile perşembe kendi mantığını yitirir. Günler bir sıra ve yön duygusu vermez; yalnız tarih içinde üst üste binmiş kırıntıları sıralar. Türkçe, haftanın ortasını ve sonuna yaklaşan yoğun çalışma günlerini bile kendi ölçü, denge ve sonuç sözleriyle adlandıramamıştır. Bu da dilin zaman alanında yama üstüne yama ile yürüdüğünü gösterir.
Cuma adı, Arapça cem ve toplanma kökünü taşır. İslam dünyası için bunun güçlü bir anlamı vardır. Cemaat, hutbe, cuma namazı ve ortak yöneliş bu ad içinde toplanır. Türk tarihinin son bin yılı içinde bu ad doğal olarak güçlü yankı bulmuştur. Buna karşın Türk budununun zaman sözlüğünü bütünüyle bu kök üstüne yaslaması şart değildir. Tengrici çizgi, gök, atalar, ocak, toy, emek, çocuk, aile, budun ve meclis alanlarını aynı anda yaşatmak ister. Cuma adı bu alanın yalnız bir bölümünü taşır. Üstelik bu adın etki gücü, dinî hayatın iç yoğunluğu kadar genişler; dinî merkez zayıfladığında gün adı soyut ve taşıyıcı gücü düşük bir kalıba dönüşür. Dolayısıyla Türk budun düzeni için daha geniş anlamlı, daha köklü, daha Türkçe bir gün adı kurma alanı açıktır.
Cumartesi ise kendi başına doğmayan, cumanın ardılı olarak yaşayan addır. (Dini anlamda) haftanın yedinci ve kapanış günü, kendi kökünü taşımak yerine başka bir günün ardı olarak anılır. Bu yapı, zaman sözlüğünün özensizliğini açıkça serer. Bir budun, haftanın kapanışını ve dinlenme çevrimini kendi sözüyle, kendi iç ritmiyle adlandırmak ister. Cumartesi adında bu tin görünmez. Yalnız ardıllık vardır. Kapanışın dinginliği, ocak çevrimi, aile soluklanması, iç derleme, ertesi haftaya hazırlık gibi alanlar sözcüğün içinde görünmez. Böylece haftanın son kapısı da kendi gövdesini taşıyamaz.
(Ara not: Türkiye'de yaygın iş ve okul düzeninde hafta pazartesi başlar, pazar biter. Bu bakışta son gün pazar olur. Dinsel-tarihsel ve kimi eski çizelge mantıklarında ise hafta pazarla açılır. Bu bakışta cumartesi, haftanın kapanış günüdür. Biz şu anda tarihselliği ele aldığımız için hafta sonunu cumartesi olarak dillendiriyoruz)
Bu noktada eleştiri daha geniş alana uzanabilir. Dil kadar bu dile göz yummuş devlet aklı da sorgulanmalıdır. Kendine buduncu diyen, kendine ulusal çizgide tarif eden, kendine Türkçü diyen "büyük" söz sahipleri yıllarca marş, bayrak, savaş, tören ve tarih anlatısı üstüne konuştu; haftanın günlerine ve diğer başlıklara gelindiğinde derin uyku sürdü...
Aslında Türk'ün yedi gününde Türkçe kökün bulunmaması, ağır bir düşünce tembelliğinin ve yönsüzlüğün göstergesidir. Bu durum kimi yerde bilgi yoksunluğundan doğdu; kimi yerde önem sırası kurulamadı, kimi yerde de mesele bilinçli biçimde kıyıda tutuldu. Sonuç aynı kaldı: Türk, kendi zamanının en sık tekrarlanan sözlüğünde bile başkasının gövdesiyle yaşamayı sürdürdü. Bilinen tüm sistemlerden daha keskin bir zekaya sahip olan Tengrici Budunculuk, zamanın en küçük diliminde sınanmayı öncelikle dikkate alır. Çünkü o sınavın kâğıdında uzun süredir dev bir boşluk görünüyor.
Türklerin tarihî kullanımlarına geçildiğinde tablo daha farklı bir şekle bürünür. Eski Türk zaman örgüsü güçlüydü; bunun ana ekseni her çağda yedi günlük hafta çevrimi taşımıyordu. On iki hayvanlı Türk takvimi, yıl çevrimi, mevsim adları ve ay içi gün sıraları çok daha köklü iskelet sundu. Dergipark'ta yayımlanan bir çalışma, Göktürk çağında ve izleyen çevrelerde günlerin ay içindeki sıra sayılarıyla anıldığını, beşinci gün, on yedinci gün, yirmi birinci gün gibi kullanımların bulunduğunu belirtir.
Bu bilgi çok önemlidir. Çünkü Türk'ün zaman duygusunu "hafta adı yoktu" diye eksik sayan bakışlar, asıl omurgayı ıskalar. Türk, zamanı başka merkezlerle kuruyordu. Yıl, mevsim, göç, toy, av, ekim, derim ve on iki hayvanlı çevrim çok daha geniş bir iç düzen veriyordu. Yedi günlük hafta ağırlık merkezi, İslam sonrası çağlarda daha görünür hale geldi.
Kaşgarlı Mahmud da bu kapıyı açıkça gösterir. Dîvânu Lugâti't-Türk'te Türklerde yedi günün adı bulunmadığını, haftanın İslamiyet'le bilindiğini aktarır. Bu bilgi iki yönlü okunmalıdır. Birinci yön, tarihî dürüstlüktür: Göktürkçe ya da erken Türkçe döneme sonradan uydurulmuş yedi gün adları yakıştırmak sağlıklı yöntem vermez.
İkinci yön, Türk zaman örgüsünün başka bir eksende kurulduğunu anlamaktır. Türk'ün yılı ve mevsimi güçlüydü. Hafta, daha geç katmanda öne çıktı. Bu yüzden bugün yapılacak iş, uydurma eski liste icat etmek yerine eldeki tarihî malzemeyi açıkça görmek, boşlukları dürüstçe kabul etmek ve yeni kurucu adlandırmayı çağın ihtiyacına göre geliştirmektir. Bu nokta özellikle önemlidir; çünkü gün adları üstünde söz söylerken metin disiplini zayıflarsa bütün tasarımın inandırıcılığı yaralanır.
İslam sonrası Türk yazı dillerinde ise Farsça ve Arapça gün adları belirgin biçimde görünür. Araştırmacı Sertkaya'nın aktardığı örnekler, Harezm Türkçesi, Codex Cumanicus ve başka metin çevrelerinde çarşamba, perşembe, âzîne ve şenbe çizgisindeki kullanımları gösterir. Kırgız Türkçesi üstüne yapılan yeni çalışma da çağdaş lehçelerde Farsça kökenli gün adlarının yaygınlığını, buna karşılık sıra sayısı + kün biçimiyle Öz Türkçe kurma eğiliminin de bulunduğunu ortaya koyar.
İşte burada verimli kapı açılır. Türk dilleri yalnız yabancı adları taşımamış; kendi sayı kökleriyle yerli gün kurma eğilimini de canlı tutmuştur. Bu eğilim, gelecekte geliştirilecek Öz Türkçe gün dizisi için tarihî destek sunar.
Ağız verileri, halkın zaman karşısında pratik ve yerel çözümler ürettiğini ayrıca gösterir. Bazertesi, bazarötesi, sarbazarı, ayna günü, ayna ertesi gibi biçimler belirli bölgelerde kullanılmıştır. Bu adlar, kimi yerde pazar kurulan günü, kimi yerde cuma ve cumartesi çizgisini, kimi yerde yerel alışveriş düzenini işaretler.
Bu çeşitlilik iki şeyi birlikte anlatır. Birincisi, halk dili her zaman yaratıcıdır; elindeki malzemeyle yeni yollar açar. İkincisi, ortak budunsal zaman sözlüğü devlet, yazı dili ve eğitim eliyle kurulmadığında yerel dağınıklık baskın hale gelir. Türk'ün yeni gün dizisi bu yüzden yalnız sözcük önerisi olarak kalamaz; okulda, yazılımda, devlet takviminde ve günlük kullanımda karşılık bulmak zorundadır.
Buradan çıkan temel ilke açıktır: tarihte kullanılmış adlar arşiv değerindedir; geleceği bağlayan tabu taşımaz. Farsça şenbe dizisi, İran için anlamlıdır. Arapça cuma, İslam dünyası için güçlü bir merkezdir. Pazar çizgisi, eski şehir ve kır düzeninde işe yarar. Türk budunu bugün kendi zaman sözlüğünü kurarken bu tarihî malzemeyi bilir, saklar, açıklar; ardından kendi Töre, gök, budun, ocak, toy, çocuk, emek ve denge alanlarına göre yeni sesliği kurar. Tarih burada kurucu taş ocağı olur. Eski sözcüklerin her biri bir katman, bir ipucu, bir uyarı ve bir ölçü sunar. Son kararı ise yaşayan budun verir.
Bu acı tabloya bakıldığında yeni Türkçe gün adları için hangi ilkelerle yürümek gerektiği açıktır. Birinci ilke, kökün Öz Türkçe olmasıdır. Yabancı köke Türkçe ek bindirerek kurulan yarım yerli çözümler, geçici köprü sunar; kurucu merkez vermez.
İkinci ilke, ses açıklığıdır. Gün adı kısa, açık, çocukça öğrenilebilir ve her ağızda rahat söylenebilir olmalıdır.
Üçüncü ilke, haftanın iç ritmini taşımasıdır. Gün adı yalnız boş işaret olarak durmamalı; açılış, emek, ölçü, denge, budun, toy ve dinlenme gibi tin alanlarını taşımalıdır.
Dördüncü ilke, Türk hayatının özgünlüğüyle uyumdur. Ocak, budun, toy, il, el, emek, sayım, ayar, dinginlik ve dirim gibi alanlar Türkçe gün sözlüğünün çekirdeğini oluşturabilir.
Beşinci ilke, Tengrici çizgiyle uyumdur. Gök, ölçü, çevrim, denge ve atalar alanı burada yön verici olur. Altıncı ilke, esnek önermelerle başlamak ve budun oylamasına açık durmaktır. Bir önceki yazıda ay adları için de bu yol önerilmişti. Gün adları da aynı meclis usulüyle olgunlaşmalıdır.
Bu ilkeler doğrultusunda çekirdek bir öneri dizisi kurulabilir. Buradaki adlar son karar gibi sunulmaz. Her biri üzerinde tartışılabilecek, sınanabilecek, çoğaltılabilecek önermelerdir. Ayrıca her gün için birden çok ek öneri verilecektir. Böylece tek sesli kapanış yerine budun aklına açılan geniş alan sağlanacaktır. Buraya kadar günlerin dinsel, tarihsel ve ekinsel katları ele alındı. Bundan sonra saha, okul, iş düzeni, resmî çizelge ve bugünkü Türkiye uygulaması temel alınacaktır. Bu düzlemde haftanın ilk günü pazartesidir. Yeni adlandırma da bu yerleşik ve yaşayan sıraya göre kurulacaktır. Böylece günlük kullanım ile yeni Türkçe sözlük aynı akış içinde birleşir.
Birinci gün (Pazartesi) için ana öneri Öngün'dür.
Bu ad, haftanın yüzünü öne çevirir, yönü açar, yürüyüşü başlatır. Ön kökü; öne geçişi, ileriyi, açılan yolu ve ilk atılımı taşır. Bugünkü pazartesi adı, yabancı köke bağlanmış ardıllık kalıbıyla yaşar; yeni dizide o gölge çekilir, yerine doğrudan açılan ilk yön gelir. Öngün adı, haftanın ilk kapısını bağımlı bir artıklık duygusundan çıkarır; ilerleme ve başlangıç akısına bağlar. Türkiye'de okul da iş düzeni de resmî takvim akışı da büyük ölçüde pazartesiyle açılır. Bu yüzden ilk günün adı, tereddüt bırakmadan açılışı ve yön alışını duyurmalıdır. Öngün bu işi doğrudan yapar. Öngün dendiğinde kapı açılır, yol görünür ve haftanın omurgası ileriye doğru ilk adımını atar.
Birinci gün için öteki öneriler:
Başgün --- açılışın başını, yönün kurulmasını ve başlangıç ağırlığını taşır.
İlkgün --- sıra duygusunu açıkça verir, öğrenmesi kolaydır.
Açargün --- kapının açılışını ve yeni çevrimin başlamasını taşır.
Kurugün --- haftanın kurulduğu, bağlandığı ve düzenlendiği başlangıç kapısını anlatır.
İkinci gün (Salı) için ana öneri Üretgün'dür.
İlk gün açılan yön, ikinci gün somut verime dönüşür. Bu ad, ortaya koyma, işleme, çoğaltma ve ürün verme alanını görünür kılar. Bugünkü salı adı Arapça sayı tortusu taşır; buna karşılık Türkçe adlandırmada ikinci gün, salt sıra işareti olarak kalmaz. Hayatın iç ritminde haftanın ikinci günü çoğu kez işin hız kazandığı, gövde bulduğu ve üretilen şeyin görünür olduğu evredir. Türk hayatında üretim, yalnız geçim alanını doldurmaz; dirimi kurar, evi besler, ocağı sürdürür, budunu ayakta tutar. Bu yüzden haftanın ikinci gününü üretimle anmak güçlü bir iç anlam verir. Öngün ile açılan yön, Üretgün ile maddeye, emeğe ve sonuca kavuşur. Üretgün dendiğinde çalışma çağrılır; ortaya bir şey koyma, boşluğu doldurma ve verim üretme gücü de akla gelir.
İkinci gün için öteki öneriler:
Emekgün --- alın teri, çalışma ağırlığı ve kurucu çabayı öne çıkarır.
İşgün --- yalın ve doğrudan iş düzenini taşır.
Tergün --- beden emeğinin ve alın terinin sesini taşır.
Yoğungün --- haftanın çalışmanın derinleştiği evresini anlatır.
Üçüncü gün (Çarşamba) için ana öneri Ayargün'dür.
Bu ad, haftanın hızını kör bir akıştan çıkarır, ölçüye bağlar, çizgiyi yerine oturtur. İlk iki günde başlatılan ve üretilen iş burada gözden geçirilir, ayarlanır, sapmalar düzeltilir, ritim toparlanır. Bugünkü çarşamba adı Farsça dördüncü gün tortusunu taşıdığı için, Türkiye'nin yaşayan hafta düzeniyle de kök anlamı arasında kopukluk bulunur. Yeni dizide üçüncü gün, kendi sırasını ve işlevini Türkçenin iç sesiyle karşılar. Ayar kökü, düzenleme, yerine oturtma, tartma ve uyumlandırma gücünü taşıdığı için haftanın üçüncü gününe çok uygun düşer. İlk iki günün dağınık yükü burada toparlanır, hesaplanır ve yoluna sokulur. Ayargün dendiğinde haftanın akışı duraksamadan denetlenir, düzeltilir ve güç kazanır. Bu yüzden üçüncü gün için en yerli ve işlevli karşılıklardan biri Ayargün'dür.
Üçüncü gün için öteki öneriler:
Sanagün --- sayma, sıra ve aklî ayıklama alanını taşır.
Saygün --- haftanın düzeninin sayıyla tutuluşunu verir.
Ölçümgün --- ölçü, tartı ve dengeyi doğrudan haftaya taşır.
Sınaggün --- sınama, tartma ve deneme alanını açar.
Dördüncü gün (Perşembe) için ana öneri Denggün'dür.
Bu ad, denklik, denge ve orta ekseni taşıyan bir gövde sunar. Haftanın beli burada kurulur. İlk yarının yükü ile ikinci yarının yönü burada birbirine bağlanır. Bugünkü perşembe adı Farsça beşinci gün tortusu taşır; Türkiye'nin pazartesi başlayan yaşanan hafta düzeni içinde ise bugün, fiilen dördüncü gündür. Yeni dizide bu kırıklık çekilir; yerine haftanın denge kapısı yerleşir. Deng kökü, tartı, uyum, eş ağırlık ve yerini bulmuşluk duygusunu güçlü biçimde taşır. Denggün dendiğinde haftanın ekseni görünür hale gelir; önceki üç gün ile sonraki üç gün burada birbirine tutunur. Bu yüzden Denggün, yalnız orta noktayı göstermez; haftanın omurgasını dengede tutar, yükünü eş dağıtır ve yönünü berraklaştırır.
Dördüncü gün için öteki öneriler:
Tengün --- denklik ve tartı duygusunu daha eski ve sert bir sesle taşır.
Ortagün --- haftanın ortasını açıkça gösterir.
Belgün --- haftanın belini, omurgasını ve ağırlık merkezini anlatır.
Aragün --- iki yarı arasındaki eşik duygusunu verir.
Beşinci gün için ana öneri İlgün'dür.
İl sözcüğü Türkçede yurt, düzen, yönetim alanı, geniş budunsal çevre ve kamusal yüz duygusunu taşır. Haftanın beşinci gününde iç çalışma dış çevrime açılır; görüşme, bağ kurma, yayılma, yönetim, toplu düzen ve dış ilişkiler görünür hale gelir. Bugünkü cuma adı Arapça toplanma kökü taşır. Cuma'nın dinsel ve tarihsel anlamı kendi uygarlık alanında güçlüdür. Bunun yanında Türkiye'de haftanın beşinci iş günü olarak yaşanan bu evre, daha geniş bir il yüzü ve budun düzeni de taşır. İlgün adı bu alanı büyütür. İlgün dendiğinde yalnız bir buluşma anı çağrılmaz; yurt düzeni, ortak alan, siyasal ve budunsal yüz de belirir. Bu yüzden beşinci gün, dar bir dinsel çevrim içine çekilmez; daha geniş Türk yaşayışının dış yüzüyle anılır.
Beşinci gün (Cuma) için öteki öneriler:
Elgün --- budunun birbirine uzandığı, dış çevrimin açıldığı alanı taşır.
Budungün --- ortak alanı ve paylaşılan yaşamı taşır.
Alımgün --- alış ve alım yönünü öne çıkarır.
Satımgün --- üretimin dış dünyaya sunuluşunu işaretler.
(Not: Burada özellikle alım-satım eksenli iki öneri de bilinçle bırakılmıştır. Pazar adının darlığı eleştirilmiştir; buna karşılık haftanın bir gününde değiş tokuş ve dış çevrim alanı tümden silinmez. Asıl amaç, bütün bir günün adını tezgâha teslim eden dar bakışı aşmaktır. İlgün çizgisi içinde bu alan daha geniş budunsal çevrimin parçası haline gelir. Böylece alışveriş, günün tüm gövdesini yutan dar merkez olmaktan çıkar; daha büyük toplumsal akışın bir parçası olur.)
Altıncı gün (Cumartesi) için ana öneri Toygün'dür.
Toy, Türk tarihinin en derin sözcüklerinden biridir. Şölen, kurul, danışma, kutlama, büyük buluşma ve budunsal bir araya geliş alanlarını birden taşır. Bugünkü cumartesi adı, Arapça cuma kökünün ardıllık kalıbı içinde yaşar. Oysa Türkiye'nin yaşayan hafta düzeninde altıncı gün cumartesidir ve toplumsal ritim bakımından kurul, aile, gezi, buluşma, tören, dinlence ve budunsal karşılaşma alanı taşır. Toygün bu yüzden çok güçlü bir karşılıktır. Toygün dendiğinde budun ocağı, çağrı, danışma, şenlik ve ortak dirim aynı gövdede buluşur. Gün, başka bir günün gölgesinde yaşamaz; kendi töresel adını taşır.
Altıncı gün için öteki öneriler:
Kutgün --- kut ve bereket alanını öne çıkarır.
Ota(ğ)gün --- otağ ve bir araya geliş sahasını çağrıştırır.
Kurulgün --- meclis ve danışma yönünü büyütür.
Ulugün --- yücelme, genişleme ve budunsal erişme alanını taşır.
Yedinci gün (Pazar) için ana öneri Özgün'dür.
Bu ad, haftanın kapanışını özle, içe dönüşle, aile ocağıyla ve kendine varışla birleştirir. Buradaki öz kökü; insanın kendi içine dönmesini, ocağına çekilmesini, haftanın birikimini kendi içinde toplamasını ve yeni çevrime içten hazırlanmasını taşır. Türkiye'de yaşayan hafta bilgisine göre son gün pazardır. Yeni dizide yedinci gün de bu kapanış ve derleniş alanını taşır. Böylece bugünkü pazar adının çarşı gölgesi çekilir; yerine haftanın son eşiğine yaraşan daha derin bir ad gelir. Özgün, kapanışın kendi gövdesini kurar. Özgün dendiğinde bitiş duygusu kadar toparlanış, dinleniş kadar arınış, içe dönüş kadar özle buluşma da duyulur. Bugün, dış çevrimin gürültüsünden çekilip kişinin kendi merkezine dönmesini işaret eder.
Yedinci gün için öteki öneriler:
Tingün --- iç soluk, dingin derleniş ve sessiz toparlanış alanını taşır.
Esgün --- es ve esin çizgisiyle hafifleme ve serinlik duygusu verir.
Solukgün --- nefes alma ve gevşeme alanını açıkça taşır.
Dirimgün --- yeni hafta için dirilişi ve iç canlanmayı öne çıkarır.
Bu çekirdek dizinin bir arada okunuşu şu iç akışı kurar: Öngün -- Üretgün -- Ayargün -- Denggün -- İlgün -- Toygün -- Özgün. Görüldüğü üzere bu dizi, haftayı kör bir sayı cetveli gibi sıralamamaktadır. Açılış, üretim, ayar, denge, il, toy ve öz çevrimi kurar. Her gün, boş işareti olmanın ötesine geçer; yaşanan tin alanı olur. Bu yönüyle yeni dizi hem Tengrici çizgiyle hem Türk hayatının özgünlüğüyle uyum sağlar.
Üstelik yazılım ve küresel kullanım bakımından da harf yalınlığı taşır. Türkçenin ses varlığı burada eksiltilmeden, kendi tam biçimiyle görünür hale gelir. Böylece yeni sözlük hem yaşayan dilin onurunu korur hem de gelecekte çok dilli yüzlerde karşılığı üretilebilecek açıklığı taşır. En önemli düzeltim burada görünür: dizi artık pazarı ilk gün sayan (ama Türk budununun bunun farkına asla varmadığı) saha dışı kurgu üstüne oturmaz. Türkiye'de yaşayan hafta bilinci neyse, yeni Türkçe dizi de onun üstüne oturur. Böylece öneri hem ekinsel hem uygulamalı bakımdan gücünü artırır.
Bu adlandırma çalışması, dar sözlük oyunu gibi okunmamalıdır. Gün adı değiştiğinde okul çizelgesi değişir, resmî yazışma dili değişir, yazılım yüzleri değişir, akıllı aygıt bildirimleri değişir, bayram ve toy çağrıları yeni sözlükle yürür. Bugün her çocuk pazartesi, salı, çarşamba diye yabancı kökleri daha okuma yazma çağında belleğine yerleştirir.
Yarın Öngün, Üretgün, Ayargün, Denggün, İlgün, Toygün, Özgün çizgisi yerleştiğinde çocuk zamanın iç akışını kendi dilinin kökleriyle öğrenecektir. Bu dönüşüm; düşünme biçimini dönüştürür. Öngün dendiğinde açılış ve yön hissi, Üretgün dendiğinde verim ve ortaya koyma duygusu, Ayargün dendiğinde düzenleme ve yoluna koyma alanı, Denggün dendiğinde denge, İlgün dendiğinde il ve budunun dış çevrimi, Toygün dendiğinde ortak buluşma, Özgün dendiğinde öze dönüş ve iç derleme birden akla gelir.
Mevcut dizide ise pazartesinin ardıllık kalıbı, salı ile çarşambanın yabancı sayı tortuları, perşembenin kırık sıra yapısı, cuma ve cumartesinin dış kökleri ile pazarın çarşı gölgesi öne çıkar. Eğitim düzeni için bu fark büyüktür. Devlet dili için de büyüktür. Bir devlet, kendi budununa gün adlarını öğretirken aslında zamanın hangi tinle yaşanacağını da öğretir. Uzun yıllardır bu alan boş bırakılmıştır. Şimdi açılan yol, Türkçenin zamanın her katında kurucu dil olarak yeniden görünmesini sağlayacak yoldur.
Sonuç olarak Türk'ün önünde açık görev durmaktadır. Yedi günün yedisinde de yabancı kök taşıyan bugünkü diziyi alışkanlık diye sürdürmek, zamanın en küçük diliminde başkasının sesiyle yaşamak anlamına gelir. Geçmişin bütün katları arşiv olarak korunacaktır; Arapça, Farsça, Latin ve Germen örnekleri bilgi olarak saklanacaktır; Kaşgarlı'nın kaydı, on iki hayvanlı takvim birikimi, halk ağızlarındaki yerel gün adları ve çağdaş Türk lehçelerindeki sıra + kün eğilimleri birlikte okunacaktır.
Ardından yaşayan budun, kendi Töre ölçüsüyle, kendi yazılım diliyle, kendi okul düzeniyle, kendi takvim yüzleriyle yeni gün sözlüğünü kuracaktır. Bu kurgu artık saha dışı bir hafta başı anlayışı üstüne oturmamaktadır. Türkiye'de yaşayan pratik düzen neyse, yeni Türkçe sözlük o akışa yaslanır. Haftanın ilk günü Öngün olarak açılır, son günü Özgün olarak kapanır. Zaman burada yalnız sayılmaz; duyulur, öğretilir, yaşanır ve her öngünde (pazartesi) Türkçe açılır.
Esen kalın.
Atıflar
[1] Yüklenen dosya: Türk'ün Zamanını Geri Alışı: Tengrici Dizge (Takvim).
[2] Encyclopaedia Britannica, "Week".
[3] Ilaria Bultrighini -- Sacha Stern, The Seven-Day Week in the Roman Empire: Origins, Standardization, and Diffusion.
[4] Osman Fikri Sertkaya, Haftanın Gün İsimleri ve Etimolojileri Üzerine.
[5] TDV İslâm Ansiklopedisi, Cuma.
[6] TDV İslâm Ansiklopedisi, Arûbe / Sebt bağlantılı maddeler.
[7] Negizbek Shabdanaliev, Karşılaştırmalı Olarak Kırgız Türkçesindeki Hafta Gün İsimleri.
[8] TDV İslâm Ansiklopedisi, Pazar.
[9] Türklerin Kültür Mirası Olarak 12 Hayvanlı Türk Takvimi üstüne çalışma.
[10] Dîvânu Lugâti't-Türk üstüne aktarımlar ve Kaşgarlı Mahmud'un hafta bilgisi.
[11] Derleme Sözlüğü'nde Kullanılan Gün Adları.
[12] Tarama Sözlüğü'nde Geçen Zaman Adları.