Giriş: Üç Kitapta Yüzlerce Sözcüğün Gözden Geçirilmesi
Yeni Tengricilik dizisinin üç ana yazılı bütünü olan Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın, başından beri yaşayan, gelişen, ölçüyle yenilenen ve kendi iç tutarlılığını denetleyen bir düşünce alanı olarak kuruldu. Bu üç kitapta anlatılan yol; Türk budununun geçmişsel belleğini, bugünün bilinç arayışını ve yarına dönük töre düzenini birlikte ele alır. Bu yüzden kitapların dili de aynı açıklık, köklülük ve sorumlulukla yeniden gözden geçirilmiştir. Yeni basımlarda yüzlerce sözcük tek tek taranmış, yabancı kökenli kavramların karşısına Türkçenin kendi köklerinden, kendi ek düzeninden ve kendi anlam sezgisinden doğan karşılıklar yerleştirilmiştir.
Bu çalışma, yazının dış yüzeyinde yapılan basit bir söz değişimi olarak görülmemelidir. Yeni Tengricilikte dil, düşüncenin taşıyıcısı olmakla birlikte kutsal bağın da işleyen alanıdır. Kişi hangi sözlerle düşünürse, evreni, töreyi, doğayı, budunu ve kendi iç yönünü o sözlerin açtığı yoldan kavrar. Bu nedenle Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın kitaplarında Dr. Barış Tunçbilek tarafından bizzat 7 hafta boyunca yürütülen öz Türkçeleştirme çalışması, metni daha anlaşılır kılma ereğiyle birlikte, Kutsal Türkçe İlkesinin gereğini yerine getirme çabasıdır.
Üç kitapta yapılan tarama sonucunda yinelenen sözcükler tekleştirilmiş, aynı kökten gelen çekimler bir araya getirilmiş, her kavram için olası Türkçe karşılıklar belirlenmiş ve ardından ana yazılı bütünlerde işleyen karşılıklar seçilmiştir. Böylece dağınık görünen sözcük yenileme çalışması, ölçülü bir söz kümesine dönüşmüştür. Bu söz kümesi, yeni basımların dilini rastgele değişen bir anlatım alanından çıkarıp bilinçli, izlenebilir ve geliştirilebilir bir Türkçeleştirme düzenine bağlar.
Bu düzenin ereği, okuru eski sözlerden koparmak ya da geçmiş kullanımları silmek amacı taşımamaktadır. Erek, Türkçenin kendi düşünme gücünü yeniden işlek duruma getirmek, Tengrici kavramları Türkçenin kök sesiyle kurmak ve kitapların dilini kendi ilkesel omurgasına daha uyarlı hâle getirmektir. Bu yüzden yeni basımlar, ilk yazımın düşünsel temelini koruyarak daha arı, daha açık ve daha töresel bir Türkçe ile yayımlanacaktır.
Aşağıda, bu değişimin kapsamını göstermek için gözden geçirilen söz kümesi verilmektedir. Liste, makalenin ana akışına eklenen teknik bir bölüm olarak okunmalıdır. Ardından yazı, bu dil yenilemesinin düşünce, töre, kutsal dil ve yeni basım gerekçesi bakımından taşıdığı anlamı bölüm bölüm açacaktır. Açıklamalara geçmeden önce hangi kelimelerin Türkçeleştirildiğine göz atalım.
Yeni Basımlarda Kullanılacak Öz Türkçe Söz Kümesi
- adalet → Hak gözetme; doğruluk; düz yargı
- adaptasyon → uyarlanma; uyumlanma
- agnostik → bilinemezci
- ahlak / ahlaki → töre; töresel; töreci; doğru davranış
- aidiyet → bağlılık
- akademik → bilimsel
- akıl / akılcı / akılla → us; us yürütme
- aktif → etkin; işler; devingen
- aktive etmek → etkinleştirmek; devinime geçirmek
- aktivite → etkinlik
- algoritma → işlem yolu; adım dizisi
- alternatif → seçenek; seçenekli; seçilebilir
- analitik → çözümleyici
- analiz → çözümleme; ayrıştırma
- antropoloji → insanbilim
- arşiv → saklık
- asimile / asimilasyon → tekleştirme
- ateist / ateizm → tanrıtanımaz; tanrıtanımazlık
- atom → özdek tanesi
- biyoloji / biyolojik → dirimbilim; dirimsel
- cehennem → tamu
- cemaat → topluluk; birlik
- cennet → uçmağ
- cesaret → yüreklilik
- cevap → yanıt
- cümle / cümlesi / cümlede → tümce
- dekoratif → bezemelik; süsleyici
- demokratik → eşit katılımlı
- devlet → il
- dijital → sayısal; sayılı
- din / dini / dinsel → inanç; inanç düzeni; inançsal
- dinamik / dinamikleri → devingen; canlı; işleyen
- disiplin → düzen
- dogma / dogmatik → kalıp inanç; kalıp inançlı
- dua / dualite ayrımı → yakarış; dilek
- dünya → yeryüzü; yer
- düşünülmez → —
- ekoloji / ekolojik → çevrebilim; çevrebilimsel
- ekonomi / ekonomik → geçim düzeni
- empati / empatik → duygudaşlık; eş duyum
- emperyalizm / emperyalist → yayılmacılık; yayılmacı
- enerji → erke; itki
- entegrasyon → bütünleşme; uyumlanma
- entelektüel → düşünür
- entropi → dağılma eğilimi
- epigenetik → kalıtım ötesi; kalıtımüstü
- epistemik → bilgisel
- epistemoloji / epistemolojik → bilgibilim; bilgibilimsel; bilgi kuramsal
- esaret → tutsaklık
- eser / eseri / eserlerinde → yapıt; ürün
- estetik → göz uyumu; güzellik ölçüsü
- etik → töre ölçülü; davranış ölçüsü; töre ölçüsü
- etnik → boysal; soyca; budunsal
- faaliyet → etkinlik; eylem; iş
- faktör → etmen
- fanatik / fanatizm → bağnaz; bağnazlık; kör bağlılık
- fayda → yarar
- faz → evre; aşama
- felaket → yıkım
- felsefe / felsefi → düşünüş; bilgelik yolu; düşünsel
- fetva / fetvası / fetvanın → inanç buyruğu; din buyruğu
- fikir → düşünce
- fizik / fiziksel / fiziki → doğabilim; özdeksel; gövdesel
- fonksiyon → işlev
- form → biçim
- form - norm → biçim
- formasyon → biçimleniş
- formül → kalıp; denklem
- fraktal → özbenzer; kendini yineleyen desenli; ölçekçe yineşen
- frekans → titreşim aralığı; sıklık
- gen → kalıtım birimi
- genetik → kalıtımsal
- grup → öbek; topluluk
- günah → yazık; sapma
- hakikat → gerçek
- hakkaniyet → doğru pay ölçüsü; doğru tutum
- hâl → durum; görünüş
- halk / halka → budun; el; kamu
- haram / Haramein → yasak
- hareket / hareketin / harekete / hareketli → devinim; eylem
- harmoni → uyum; düzen
- hassas → duyarlı
- hayal → düş
- hayat / hayatın / hayata / hayatı → yaşam; yaşayış; dirlik
- hedef → amaç; erek
- helal / helal-haram → töreye uygun; uygun
- hesap / hesaplama / hesaplanabilir → sayım
- hikâye → öykü; anlatı
- hikmet / hikmeti → bilgelik; öz bilgi
- hiyerarşi → katmanlı sıra düzeni; yetke basamakları
- holografik → bütün-yansımalı
- hukuk / hukuki → tüze
- hüküm → yargı; karar
- humanist → kişi odaklı
- huzur / huzuru / huzurlu → esenlik; iç dirlik; dinginlik
- ibadet / ibadethane / ibadeti → tapınma; tapınım; tapınak
- İbrahimî → İbrahim kökenli
- iddia / iddiası / iddialar → sav
- ideoloji / ideolojik → düşünce kalıbı; yönlendirici düşünüş; öğreti örgüsü
- idrak → kavrayış
- ifade / ifadesi / ifadeler → anlatım; söyleyiş
- ihmal → boşlama; savsaklama
- ihtiyaç → gerek
- ilan → duyuru
- ilham → esin
- iman → inanma; güvenme; bağlanma
- insan / insani → kişi; birey
- irade / iradenin / iradeyi → istenç; dileyiş gücü
- irasyonel → us dışı
- isyan → başkaldırı
- itaat → boyun eğme
- jargon → dar çevre dili
- jeopolitik → yer-erk ilişkisi
- kabul / kabulü / kabullenme → benimseme; onay; onaylama
- kader / kadercilik → yazgı
- kadim → köklü; eski
- kalibrasyon → ince ölçüleme; denge ayarı
- kalmaz → —
- kaos → karmaşa; düzensizlik
- kapasite → güç; taşıma gücü
- karar → seçim; belirleme
- karizma / karizmatik → çekim gücü; etkileyici güç; etkileyicilik
- kategori / kategorik → sınıf; sınıfsal
- kelime / kelimenin / kelimeler → sözcük; söz
- kinetik → devimsel
- klasik → kökleşmiş; yerleşik
- kolektif → ortaklaşa; birlikte
- kolonizasyon → sömürgeleştirme
- kontrol / kontrollü / kontrolsüz → denetim; denetleme
- koreografi → devinim düzeni
- kozmik → tümel; evrensel; göksel
- kozmoloji / kozmolojik → evrenbilim; evrenbilimsel
- kriter → ölçüt
- kritik → eşiksel; can alıcı; belirleyici
- kriz / krizlerde / krizleri → bunalım; çalkantı
- kuantum / kuantumsal → nicem; nicemsel
- kudret → güç; erk
- kült → anma; töre
- kültür / kültürel → ekin; ekinsel; budun birikimi
- küresel → yeryüzü ölçekli
- kutsiyet → kutluluk; dokunulmazlık; yücelik
- liyakat → yaraşırlık; yeterlik
- mabed / mabet → tapınak
- madde → özdek; nesne
- mahiyet → nitelik
- makam / makamı / makama → orun; konum; yer
- malzeme → gereç; araç
- mana → anlam; öz
- maneviyat → tinsellik
- manipülasyon → yönlendirme
- mantık → us; us yürütme
- matematik / matematiksel → sayıbilim; sayıbilimsel
- meclis → kurultay
- meditasyon → derin düşünüm; iç sessizlik
- mekân → yer; uzam
- mekanizma → düzenek; işleyiş; kurgu; düzen; yer; uzam; konum
- merak → ilgi
- merasim → tören
- merhamet → acıyış; yürek yumuşaklığı; esirgeyiş
- merkez / merkezi → özek; odak
- mesele → konu
- mesih → beklenen kurtarıcı
- meşru → töreye uygun
- metafizik → doğaötesi
- metafor → benzetme
- metin → yazılı bütün
- metodoloji / metodolojik → yöntemsel
- metrik → ölçüt
- metropol → büyük kent
- mezhep / mezhepsel / mezhepler → inanç kolu
- mimari → yapı düzeni
- minimal → en düşük
- miras / mirası / mirasını → kalıt
- mistik → giz yüklü
- mobilizasyon → seferberlik
- model → örüntü; örnek; kalıp
- modern / modernlik / modernleşme → güncel; çağdaş
- modül → birim
- monoteist → tek Tengrici; tek Tengrili
- motivasyon / motivasyonu → güdü; güdülenme
- mucize → olağanüstü oluş; doğaüstü olay
- müdahale → karışma; araya girme
- muhafaza → koruma
- mümkün → olanaklı
- nanoteknoloji → ufak ölçek uygulayım
- nefes → soluk
- niyet → erek; amaç; iç yöneliş; dilek
- norm / normal / normalleştirme → ölçü; ölçün; olağanlaştırma; olağan; ortak ölçü
- nöro → duyu-ağ; sinir-
- nörobiyolojik → sinir-dirimsel
- nörofizyolojik → sinir-işleyişsel; duyu-ağ işleyişsel; uyarım-ağı işleyişine ilişkin
- nöroplastisite → sinir esnekliği; duyu-ağ esnekliği
- nüfuz → etki; sızma gücü
- ontolojik / ontoloji → varlığa ilişkin; varlıkbilim; varlıkbilimsel
- organizasyon → örgüt; düzenleme
- otorite → yetke; erke; erk odağı; buyurma gücü
- otoriter → buyurgan; yetke sahibi
- panel → kurul
- paradoks / paradoksal → çelişki; ikilem
- pasif → edilgen; durgun
- performans → edim; işleyiş gücü
- perspektif → bakış açısı
- peygamber / peygambere → yalvaç; bildirici
- plan / planlama → tasarım; tasarlama; tasarı; çizge
- platform → alan; düzlem; ortam
- politika / politik → iltöre; iltöresel; yönetimsel
- potansiyel → gizil
- pozitif → olumlu
- pragmatik → uygulamaya dönük
- pratik → işlek; uygulama; işleyiş
- program → izlence; iş akışı
- propaganda / propagandalar → güdümlü yayım; yönlendirme sözü; yayma işi; yayma çalışması
- prosedür → izlek
- protokol → tören düzeni
- psikanalitik → tinçözümsel
- psikoloji / psikolojik → ruhbilim; ruhbilimsel; ruh bilimi
- radikal → kökten
- rasyonalist → usçu
- referans → dayanak
- refleksif → kendine bakan
- reform → yeniden düzenleme; düzeltim; yeniden kurma
- repertuar → dağar; söz
- resmî → kamuca onaylı
- rezonans → eştitreşim
- risk → tehlike payı
- ritim / ritmik / ritimsel → dizem
- ritüel / ritüeller → kutsal tören; tören
- rol → görev; işlev
- romantik → coşumcu
- ruh / ruhsal / ruhani / ruhban / spiritüel → tin; toyunlar; can; tinsel; ruhsal
- sadaka → bağış
- sadakat / sadakati / sadakatin → bağlılık; bağış
- sadece → yalnız; salt; yalnızca; yalın biçimde
- şaman / şamanik / şamanizm → kam; kamcıl; kamcılık
- samimiyet / samimiyetsizlik → içtenlik
- sanat → yaratı; ustalık
- sebep → neden; yol açan
- şefkat / şefkati / şefkatin → sevecenlik; kıyamazlık; esirgeyiş
- seküler → din dışı yaşayışlı; din dışı
- şema → çizge
- senaryo → olası akış
- sentaks → söz dizimi
- sevap → erdem karşılığı
- simge / sembol / sembolik → im; imsel; belirti; gösterge
- sistem / sistematik → düzen; dizge
- siyaset / siyasal → iltöre; iltöresel
- slogan → basmakalıp söz
- sosyal → toplumsal; budunsal
- sosyoloji → toplumbilim; toplumbilimsel
- spiritüalizm → ruhçuluk
- standart → ölçün
- statik → durağan
- statü → konum
- steril → aşırı arıtılmış
- stil → biçem
- strateji / stratejik → izlek; ana yön kurucu; uzun erimli; yol belirleyici
- tabu → yasak; dokunulmaz
- talep → istem; istek; ister
- tarih / tarihi → geçmiş; geçmiş bilgisi
- tefekkür → derin düşünüm
- teknik → yöntem
- teknoloji → uygulayım
- temas → dokunuş; değim; ilişik; değiş
- temel / temelli / temelinde / temeller → kök; köklü; dayanak; taban
- temsil → gösterim; yansıtım
- teoloji / teolojik → tanrıbilim; tanrıbilimsel
- terapi / terapiler → sağaltım; iyileştirme
- tercih / tercihler / tercihi → seçme; seçim; yeğleme
- terim → kavram adı
- tespit → belirleme; saptama
- tevhid → birleme
- tolerans → katlanma payı
- toplum / toplumsal → budun; budunsal
- totem / totemik → boy imi
- travma → sarsıntı
- vaaz → öğüt söylevi; dinsel söylev
- vahiy / vahiyden → göksel bildirim
- vaka → olay örneği
- vicdan → iç ses
- vizyon → ilerigörüş
- zaman / zamansal → an; çağ; süre
- zihin / zihinsel / zihniyet → us; düşünsel; düşünüş
Bu söz kümesinde karşılığı verildiği hâlde din, zaman, ekonomik, günah, mesih gibi kimi sözler ana yazılı bütünlerde yer yer bilinçli olarak korunmuştur. Bu özel durum, makalenin ilerleyen bölümünde TDK ve Kurumsal Gecikme başlığı altında ele alınacaktır. Orada, karşılığı bulunan her sözün her bağlamda aynı açıklıkla işlemediği, yaşayan Türkçe ile Kutsal Türkçe ülküsü arasında ölçülü bir geçiş alanı gerektiği ve kurumların kavram üretiminde üstlenmesi gereken görev ayrıntılı biçimde işlenecektir.
1. Bölüm: Dil, Düşüncenin Omurgasıdır
Söz, Usun Yönünü Kurar
Dil, düşüncenin dışa açılan sesiyle birlikte usun hangi yoldan yürüyeceğini belirleyen ana omurgadır. Kişi bir varlığı, davranışı, inanç yönelişini ya da töre edimini hangi sözle adlandırıyorsa, o alanı da o sözün açtığı duygu ve düşünce yolu üzerinden kavrar. Söz, usun içinde yerleşen canlı bir im gibi çalışır. Önce sesi duyulur, ardından anlamı çağırır, sonra kişinin yargısına, davranışına ve yönelişine katılır. Yazılı bütünün içinde kullanılan her sözcük, anlatımın küçük bir parçasıyla birlikte düşünceye yön veren, okurun kavrayışını düzenleyen ve töre ölçüsünü görünür kılan bir görev üstlenir.
Yeni Tengricilikte bu bağ daha da güçlüdür. Çünkü burada dil; inanç alanını, budun düzenini, doğa bağını, iç sesi, yakarışı ve Tengri’ye yönelişi birlikte işler. Okur “töre” sözünü gördüğünde, ortak yaşamın ölçüsünü, atadan gelen belleği, kişinin edimini ve buduna karşı sorumluluğu birlikte kavrar. “Budun” sözü, kişilerin ortak kök, ortak söz, ortak emek ve ortak gelecek çevresinde birleşen yapısını anlatır. “İç ses” sözü, kişinin kendi içinde duyduğu doğruluk uyarısını, töresel duyarlığını ve yön bilgisini Türkçenin yakın sesiyle açıklar. Bu nedenle öz Türkçeleştirme, okurun anlam yolunu kısaltan bir kolaylıkla birlikte, düşüncenin kendi kök sesinde daha güçlü kurulmasını sağlayan temel bir çalışmadır.
Bu bölümün dayandığı ana söz kümesi, sözcük karşılıkları veren bir liste işleviyle birlikte düşüncenin Türkçedeki yeni yerini gösteren kavram alanı kurar. “Adalet” için “hak gözetme”, “doğruluk” ve “düz yargı” kullanıldığında yargı alanı yaşamla ve töreyle daha açık bağ kurar. “Ahlak” için “töre”, “töresel”, “töreci” ve “doğru davranış” verildiğinde davranış alanı budunsal ölçüyle birleşir. “Etik” için “töre ölçüsü” ve “davranış ölçüsü” seçildiğinde doğru edim doğrudan ölçüye, ilişkiye ve sorumluluğa bağlanır. Böylece sözcük değişimi, düşüncenin iç yerini yeniden kuran bir söz emeği olarak belirir; yazının biçimini de içerik yönünü de birlikte düzenler.
Türkçenin Kök ve Ek Düzeni Kavramı Büyütür
Türkçenin en güçlü yönlerinden biri, köklerden yeni anlam alanları açabilmesidir. Kök, anlamın ilk çekirdeğini verir; ek, bu çekirdeği yeni görevlere taşır. Böylece Türkçe, kendi içinde açılan ve çoğalan bir söz düzeni kurar. “Töre” kökünden “töresel”, “töreci”, “töre ölçüsü”; “budun” kökünden “budunsal”, “budun birikimi”; “ölçü” kökünden “ölçüt”, “ölçün”, “ince ölçüleme”; “iş” kökünden “işlek”, “işleyiş”, “işlev”, “iş akışı” gibi sözler bu düzenin açık örnekleridir.
Bu kök ve ek düzeni, okurun kavramı ezberleyen bir izleyici gibi ilerlemesi ile anlamı adım adım izlemesini aynı öğrenme alanında buluşturur. Okur bir kökü kavradığında, o kökten gelen başka sözlerin yönünü de daha kolay anlar. “Bilim” köküyle kurulan “çevrebilim”, “evrenbilim”, “tanrıbilim”, “bilgibilim”, “sayıbilim”, “dirimbilim” ve “doğabilim” sözleri, bilgi alanlarının neyle uğraştığını sözün içinde gösterir. “Çevrebilim” çevreyle bilgi arayışını, “evrenbilim” evren düzenini, “tanrıbilim” Tengri üzerine düşünmeyi, “bilgibilim” bilginin dayanağını, “sayıbilim” sayı düzenini, “dirimbilim” yaşam bilgisini açık biçimde anlatır. Böylece söz, anlamı kendi içinde barındırır ve okurun kavrayışına doğrudan yol verir.
Yeni Tengricilik kitaplarının dili bu nedenle kök ve ek düzeninden güç almalıdır. Çünkü bu kitaplar, geçmiş bilgisi veren yazılı bütünlerle birlikte yeni bir inanç, töre, bilim ve gelecek düşüncesi kurar. Böyle bir yapı, kendi kavramlarını Türkçenin içinde çoğaltmak ister. “Kutsal tören”, “yakarış”, “töre ölçüsü”, “iç ses”, “yaraşırlık”, “erke”, “dizem”, “eştitreşim”, “gizil”, “işleyiş”, “düzenek” gibi sözler, bu yeni düşünce alanının Türkçedeki taşıyıcılarıdır. Her biri kendi bağlamında düşüncenin yönünü belirginleştirir ve okura daha yerli bir kavrayış yolu açar.
Bu düzen, üç kitabın yeni basımlarında daha tutarlı biçimde işletilecektir. Bir kavram bir bölümde hangi sözle karşılanıyorsa, başka bölümlerde de aynı söz çevresiyle ilerlediğinde okurun izlemesi güçlenir. “Töre ölçüsü” davranış ölçüsü anlamında kullanıldığında, kitabın başka yerlerinde de aynı anlam çevresiyle yürür. Bu yüzden ana söz kümesi, yeni basımlarda girişte verilen açıklama bölümüyle birlikte bütün yazılı yapının içinde işleyen kavram kılavuzu görevi görecektir.
Başka Dilden Gelen Kavramın Etkisi
Bir söz başka bir dilden geldiğinde, sesiyle birlikte geldiği düşünce çevresinin alışkanlıklarını, inanç yükünü, tarihsel bağlarını ve kavram sınırlarını da metne taşır. Bu nedenle Yeni Tengricilikte her yabancı kökenli söz, kökeniyle birlikte düşünceyi hangi yöne çektiği bakımından da değerlendirilir. Bir kavram yazılı bütüne yerleştiğinde, okur o kavramın ardındaki eski düşünme düzenine de yaklaşır. Bu durum, özellikle inanç, töre, tanrıbilim, tinbilim, bilim ve budunsal alanlarda daha belirgin hâle gelir.
Örneğin “ritüel” sözü, birçok okur için biçimsel tören kalıbını ve kimi zaman uzak bir uzmanlık dilini çağırır. “Kutsal tören” ise yapılan edimin kutla, töreyle, budunla, atayla, doğayla ve Tengri’ye yönelişle bağını doğrudan gösterir. “Dua” sözü birçok inanç geleneğinde hazır kalıpları ve belirli söyleyiş alışkanlıklarını çağırır. “Yakarış” sözü ise kişinin iç dileğini, soluğunu, yönelişini ve Tengri’ye açılan kendi sesini belirginleştirir. “Etik” sözü bilimsel ve uzaktan bakan bir davranış tartışmasını çağırabilir. “Töre ölçüsü” sözü davranışı budun, doğa, sorumluluk, iç ses ve yerindelik bağı içinde açıklar.
Bu örnekler, sözcük seçiminin düşünce seçimiyle birlikte yürüdüğünü gösterir. “Otorite” alanında “yetke”, “erke”, “erk odağı”, “buyurma gücü” gibi sözler kullanıldığında, gücün nerede toplandığı, nasıl yürütüldüğü ve hangi sorumlulukla ilişkilendiği daha açık olur. “Liyakat” alanında “yaraşırlık” ve “yeterlik” kullanıldığında, görev ile emek, taşıma gücü ve uygunluk arasındaki bağ görünür hâle gelir. “Performans” alanında “edim” ve “işleyiş gücü” kullanıldığında, yapılan işin biçimsel yönüyle birlikte niteliği ve etkisi de öne çıkar.
Bilim alanında da aynı durum belirgindir. “Enerji” için “erke”, “frekans” için “titreşim aralığı”, “rezonans” için “eştitreşim”, “kuantum” için “nicem”, “madde” için “özdek”, “atom” için “özdek tanesi”, “fizik” için “doğabilim” kullanıldığında, evren ve varlık üzerine kurulan düşünce Türkçenin kendi yapısı içinde ilerler. Bu sözler çeviri karşılığı göreviyle birlikte okurun varlık işleyişini doğa, devinim, ölçü, dizem ve uyum bağı içinde düşünmesine yardım eder. Böylece bilim dili, Yeni Tengricilik içindeki töre ve evren anlayışıyla doğal bir ilişki kurar.
Korunan Sözler ve Ölçülü Geçiş
Öz Türkçeleştirme çalışması, her sözü aynı biçimde dönüştüren bir uygulama çizgisinde yürüyemez. Bu; bağlama göre ölçülen, okurun kavrayışını gözeten ve sözün tarihsel yükünü dikkate alan bir yöntemle ilerlemelidir ve öyle de ilerlemiştir. Ana söz kümesinde karşılığı verilen bazı sözler, belirli bağlamlarda bilinçli olarak korunabilir. “Din”, “zaman”, “ekonomik”, “günah” ve “mesih” gibi sözler bu açıdan özel bir yer taşır. Bu sözlerin Türkçe karşılıkları söz kümesinde yer alır; ancak her bağlamın anlam yükü ayrı ayrı ele alınır. Yeni basımlarda amaç, Türkçeyi güçlendirmekle birlikte okurun kavrayış yolunu açık tutmak ve tarihsel kavramların özel ağırlığını doğru biçimde değerlendirmektir.
“Din” sözü için “inanç”, “inanç düzeni” ve “inançsal” karşılıkları kullanılır. Yeni Tengriciliğin kendi iç bağ, güvenme, kutsala yönelme ve anlam arama çizgisinde “inanç” sözü güçlü çalışır. Bununla birlikte başka geleneklerin tarihsel ve kurumsal yapıları anlatılırken “din” sözü okurun belleğinde belirli bir alanı doğrudan açar. “Zaman” sözü için “an”, “çağ” ve “süre” karşılıkları bulunur. Her biri farklı bir anlam katmanını gösterir. “An” şimdiki duyumu, “çağ” geniş dönem bilgisini, “süre” ölçülen akışı açıklar. Bu nedenle şu anda değil ama gelecekteki yeni basımlarda bu sözler TDK’nın yapacağı özgün önermeleri dikkate alarak yerli yerinde kullanılacaktır. Zaten yazarın görevi de TDK’nın işini yapmak değildi ve olmamalıdır…
“Ekonomik” için “geçim düzeni” karşılığı, Yeni Tengriciliğin emek, paylaşım, üretim ve budunsal sorumluluk anlayışına daha yakın bir alan açar. “Günah” için “yazık” ve “sapma” karşılıkları vardır. Yeni Tengrici töre bağında “sapma”, ölçüden kayışı ve edimin yerindelik sorununu anlatmak için güçlü bir söz alanı kurar. Eski inanç düzenlerinin kendi kavram yükü anlatılırken “günah” sözü tarihsel anlamıyla yer alabilir. “Mesih” için “beklenen kurtarıcı” karşılığı açıklayıcıdır; belirli inanç anlatılarında ise “mesih” sözü özel beklenti düzenini çağırır. Bu örnekler, öz Türkçeleştirmenin ölçülü bir düşünce emeğiyle yürüdüğünü gösterir fakat başkaca sebeplerden ve özellikle anlam kaymalarının yüksekliği sebebiyle bu kelimelere bilinçli şekilde dokunulmamıştır.
Öz Türkçe Usun Yönünü Berraklaştırır
Öz Türkçe, okurun düşünce yolunu daha açık, daha yakın ve daha izlenebilir hâle getirir. Bir kavram Türkçenin kendi kökleriyle kurulduğunda, okur sözcüğün içinde anlamın izini bulur. “Dayanak” sözü, düşüncenin nereye yaslandığını doğrudan gösterir. “Bakış açısı” sözü, kişinin bir konuyu hangi yönden gördüğünü açıklar. “İşleyiş” sözü, olayların nasıl yürüdüğünü sezdirir. “Düzenek” sözü, parçaların nasıl birlikte çalıştığını belirtir. “İzlek” ve “iş akışı” sözleri, yöntemin ve adım dizisinin yolunu görünür kılar. Bu sözler okurun usunda daha açık çizgiler kurar.
Yeni Tengricilikte bu açıklık özel önem taşır. Çünkü kitaplar bir inanç anlatısıyla birlikte töre, bilim, doğa, kişi, budun, iç ses, kut, yakarış, kutsal tören ve gelecek tasarımı gibi birçok alanı birlikte işler. Bu alanlar arasında bağ kuran dil açık olduğunda, okur düşüncenin yönünü daha rahat izler. “Çevrebilim” doğa sorumluluğunu bilgi alanına bağlar. “Tanrıbilim” Tengri üzerine düşünceyi Türkçenin içinde kurar. “Evrenbilim” gök ve varlık düzenini daha geniş bir çerçevede açıklar. “Töre ölçüsü” davranışın dayanağını; “yaraşırlık” görevin uygunluğunu; “iç ses” kişinin kendi doğruluk duyusunu belirginleştirir.
Öz Türkçe aynı zamanda öğretici bir işlev üstlenir. Okur yeni sözleri öğrendikçe Türkçenin kavram üretme gücünü de görür. Bu durum, kitap okuma sürecini kolaylaştırmakla birlikte okurun kendi konuşmasına, yazısına ve düşünme biçimine de etki eder. Kişi “erke”, “dizem”, “gizil”, “eştitreşim”, “yakarış”, “töre ölçüsü”, “budun”, “yaraşırlık” gibi sözleri kullandıkça, Yeni Tengricilik düşüncesi Türkçenin içinde daha canlı bir dolaşım kazanır. Böylece dil, yazılı bütünün içinden gündelik konuşmaya, videolara, kutsal törenlere ve budunsal belleğe katılır.
2. Bölüm: Tengricilikte Dil Kutsal Bağdır
Aracısız Ses ve İç Yön
Tengricilikte dil, kişinin Tengri’ye, doğaya, ataya, buduna ve kendi iç sesine yönelirken kullandığı en canlı bağ alanıdır. Söz, burada yalnız anlatım aracı gibi dar bir görev üstlenemez çünkü kişinin iç yönünü belirginleştirir, yakarışını duyurur, töre ölçüsünü görünür kılar ve kutsal bağın hangi sesle kurulduğunu gösterir. Bu nedenle Yeni Tengricilikte Türkçenin arılaşması, yazılı bütünlerin daha açık okunmasıyla birlikte kutsal ilişkinin kendi kök sesiyle duyulması anlamını da kazanır. Kişi kendi diliyle düşündüğünde, kendi diliyle yakardığında ve kendi diliyle töreyi anlattığında, kutsal alanla kurduğu ilişik daha yakın, daha içten ve daha bilinçli bir düzene girer.
Tengrici bakışta kişi ile Tengri arasındaki bağ, kişinin içinden yükselen sesle başlar. Bu ses, hazır kalıplarla doldurulan bir söyleyiş alanından çok, kişinin kendi soluğunda, kendi duyarlığında ve kendi töresel yönelişinde belirir. “İç ses” sözü bu yüzden önemli bir kavramdır. İç ses, kişinin kendi içinde duyduğu doğru yön bilgisini anlatır. Bu bilgi, dış buyruğun baskısı gibi çalışmaz; kişinin kendi varlığında duyduğu uyarı, sezgi ve ölçü olarak yaşar. Kişi iç sesini Türkçe sözle duyurduğunda, düşünce ile yakarış arasında doğal bir bağ kurulur.
Bu bağın bir başka yönü “soluk” sözünde görülür. Soluk, sözün bedendeki kaynağıdır. Yakarış, önce içte doğan dilek olarak belirir; sonra solukla ses kazanır, ardından Türkçenin dizemli akışı içinde göğe yönelir. Böylece kutsal söz yalnız akıldan geçen bir düşünce olarak yürütülmez; beden, tin, us ve töre birlikte devreye girer. “Yakarış” sözü de bu bütünlüğü gösterir. Yakarış, kişinin Tengri’ye yönelen iç dileğini, kendi sorumluluğunu ve kendi dilek gücünü bir araya getirir. Bu nedenle Yeni Tengricilikte yakarış, kişinin kendinden uzak bir dile yönelmesiyle değil, kendi kök sesiyle kutsal alanı açmasıyla anlam kazanır.
Türkçe burada yalnız bildiren bir dil çizgisi de kurmamaktadır çünkü kutsal yönelişin kendisini düzenler. “Tengri”, “gök”, “yer”, “kut”, “töre”, “budun”, “iç ses”, “yakarış”, “soluk” gibi sözler, kişinin kutsal alanla bağını birbirine bağlı anlam katmanlarıyla kurar. Her söz, kendi sesinde bir duygu ve yön taşır. “Gök” açıklığı, yüksekliği ve evrensel düzeni çağırır. “Yer” dayanağı, yaşam alanını ve köklenişi duyurur. “Kut” varlığın yücelten gücünü belirginleştirir. “Töre” davranışın ölçüsünü, “budun” ortak yaşamın kökünü, “iç ses” kişinin kendi yönünü gösterir. Bu sözler birlikte kullanıldığında, Tengrici kutsal bağ Türkçenin kendi anlam örgüsü içinde güçlenir.
Kişi, Tengri ve Doğa Bağı
Tengricilikte kişi, Tengri ve doğa arasındaki bağ, Türkçenin doğrudan duyulan sözleriyle kurulur. Kişi göğe baktığında yalnız geniş bir açıklık görmez; yön duygusunu, sonsuzluk sezgisini ve Tengri düzenini de duyar. Yere bastığında yalnız toprakla temas etmez; dayanak, emek, yaşam ve sorumluluk bilgisini de kavrar. Suya yöneldiğinde akışı, sürekliliği ve yaşatma gücünü sezer. Ateş çevresinde toplandığında ışık, ısı, birlik ve kutsal tören duygusu belirir. Ağaç karşısında kök, gövde, dal, yükseliş ve toprağa tutunma bilgisi aynı anda açılır. Türkçe bu bağları yalın sözlerle kurduğu için doğa, kişi için uzak bir inceleme alanı gibi durmaz; yaşanan, duyulan ve töreyle ilişkilenen bir varlık alanı olur.
Bu nedenle Yeni Tengricilikte doğa sözleri yalnız çevre anlatımı için kullanılmaz; kişinin kutsal kavrayışını da besler. “Yeryüzü” kişinin bastığı, yaşadığı, ektiği, biçtiği, yürüdüğü ve döndüğü alanı anlatır. “Yer” aynı zamanda dayanak ve yaşama alanıdır. “Gök” yalnız yukarı yönü değil, Tengri’ye açılan genişliği ve düzen duygusunu da barındırır. “Su” akışı, yaşatmayı ve sürekliliği; “ateş” ışığı, topluluğu ve kutsal tören sıcaklığını; “ağaç” köklenişi, yükselişi ve kuşaklar arası bağı gösterir. Bu sözlerin Türkçedeki yalınlığı, kişinin doğayla kurduğu ilişiği daha içten bir biçime alır.
Kişi, doğayı Türkçe sözle adlandırdıkça kendi yerini de daha açık kavrar. Doğa, kişinin dışında duran bir nesne topluluğu gibi düşünülemez ve aksine kişiyle birlikte yaşayan, onun davranışına karşılık veren, onun töre duyarlığını geliştiren bir ilişki alanı olarak anlaşılır. Doğaya saygı, ağaca izin, suya özen, ateşe dikkat ve yeryüzüne karşı sorumluluk bu ilişki içinde belirir. Bu sorumluluk, Yeni Tengricilikte çevrebilimsel duyarlıkla töre ölçüsünü bir araya getirir. “Çevrebilim” sözü çevrenin bilgi alanını Türkçenin içinde kurarken, “töre ölçüsü” bu bilginin davranışa nasıl yansıyacağını gösterir.
Bu bağ, bilim alanıyla da birleşir. “Evrenbilim” gök düzenini, “doğabilim” varlıkların işleyişini, “özdek” varlığın maddi yapısını, “özdek tanesi” en küçük yapıları, “nicem” çok ince düzeydeki işleyişi, “titreşim aralığı” ses ve devinim düzenini, “eştitreşim” uyumlu titreşim ilişkisini açıklar. Bu sözler, Yeni Tengriciliğin doğa ile kutsal alanı birbirinden ayıran bir düşünce çizgisi kurmadığını; bilgiyi, töreyi, yakarışı ve evren kavrayışını aynı geniş alanda ele aldığını gösterir. Böylece Türkçe, doğa bilgisini de kutsal duyarlığı da kendi söz düzeni içinde bir araya getirir.
Sözün Dizem ve Titreşim Değeri
Kutsal Türkçe İlkesi, sözün yalnız anlam yüküne bakmadığından sesini, dizemini, soluğunu ve kişide uyandırdığı iç etkiyi de önemser. Çünkü söz, ağızdan çıktığında yalnız düşünceyi bildiren bir işaret gibi davranmaz; ses dalgası, soluk düzeni, vurgu, atım ve duygu yönüyle de kişiye ve topluluğa etki eder. Bu yüzden Yeni Tengricilikte söylenen söz ile yazılan söz arasında canlı bir bağ kurulur. Yazıda görülen kavram, sözlü anlatımda ses kazanır; ses kazanan kavram, okurun ve dinleyenin belleğinde daha güçlü yer edinir.
Dizem bu noktada özel bir görev üstlenir. Dizem, sözün akışındaki ölçüyü, atımı ve düzeni anlatır. Bir yakarışta, bir toy konuşmasında, bir kutsal tören anlatımında ya da bir video seslendirmesinde sözün dizemi, anlamın kişiye nasıl ulaşacağını etkiler. Sert, dağınık ya da kopuk bir söyleyiş, dinleyenin iç yönünü başka bir alana çekebilir. Ölçülü, açık ve içten bir söyleyiş ise sözün anlamını daha güçlü duyurur. Bu yüzden Kutsal Türkçe, yalnız hangi sözün seçileceğiyle ilgilenmez; sözün nasıl söylendiğini, hangi solukla aktığını ve hangi iç düzeni kurduğunu da kapsar.
“Erke”, “dizem”, “titreşim aralığı”, “eştitreşim”, “soluk”, “iç ses” gibi sözler bu alanı birlikte açar. Erke, sözdeki güç yönünü gösterir. Dizem, bu gücün nasıl aktığını belirtir. Titreşim aralığı, ses ve devinim düzenini kavramaya yardım eder. Eştitreşim, kişi ile söz, kişi ile topluluk, kişi ile kutsal alan arasında kurulan uyumlu bağı anlatır. Soluk ise bütün bu söyleyişin bedendeki kaynağıdır. Bu sözler bir araya geldiğinde, Yeni Tengricilikte dilin yalnız yazılı anlamla sınırlı bir alan olarak düşünülmediği; ses, beden, iç yön ve kutsal ilişik içinde ele alındığı görünür olur.
Video ve sözlü anlatım bu yüzden yeni basımlar kadar önemlidir. Kitapta belirlenen söz çizgisi, videoda duyulduğunda daha geniş bir etki alanı kazanacaktır. Okur “töre ölçüsü” sözünü sayfada görür, sonra konuşmada duyar; “yakarış” sözünü yazıda tanır, kutsal tören anlatımında ses olarak kavrar; “dizem” sözünü kavram olarak öğrenir, anlatımın akışında yaşar. Böylece yazılı bütün ile sözlü anlatım arasında canlı bağ kurulur. Yeni Tengricilik, Kutsal Türkçe İlkesi’ni yazıda, konuşmada, seslendirmede, öğretimde ve kutsal törende de yürütür.
Bundan başka bir fikre sahip olmak Hem Türkçe’ye hem de Türklüğe satkınlıktır (ihanettir).
Kutsal Türkçe İlkesi ve Yeni Yayım Dili
Kutsal Türkçe İlkesi, yeni basımlarda yalnız ayrı bir başlık olarak yer almayacaktır; yazılı bütünlerin bütün söz düzenine yön verecektir. Bu ilke, hangi kavramın hangi sözle yürütüleceğini, hangi söz ailesinin hangi anlam çevresinde kullanılacağını ve okurun kavrayış yolunun nasıl destekleneceğini belirler. Bu nedenle yeni basımlar, Kutsal Türkçe İlkesi’nin somut uygulama alanıdır. Kitapların dili, makalelerin dili, videoların dili ve kutsal tören anlatımlarının dili aynı ölçüde buluştuğunda Yeni Tengricilik daha kararlı bir söz birliği kazanır. Zamanla kök Türkçe oranı artacaktır. Bir anda tamamı Türkçe konuşan bir bireye dönüşebilmek de zordur çünkü algılarımız bilişsel sömürgecilik (emperyalizm) ile yıpratılmıştır.
Bu yeni yayım dilinde ana söz kümesi dayanak olur. “Budun”, “töre”, “ölçü”, “erke”, “dizem”, “yaraşırlık”, “gizil”, “işleyiş”, “düzenek”, “iç ses”, “yakarış”, “kutsal tören”, “çevrebilim”, “evrenbilim”, “tanrıbilim” gibi sözler, yazının ve konuşmanın ana kavramları olarak kullanılacaktır. Bu sözler yeni basımlarda tutarlı biçimde yer aldığında okur aynı kavramı her bölümde aynı söz çevresiyle tanır. Böylece kitaplar, yalnız düşünce bakımından değil, dil bakımından da daha güçlü bir bütünlük kazanır.
Bundan sonraki bölüm, bu kutsal söz emeğinin neden bir töre görevi olduğunu gösterecektir; üçüncü bölümde Tengriciliğin ve Dr. Barış Tunçbilek’in söz sorumluluğu, okurun kavrayışa katılımı, budunun ortak söz kümesi ve yeni basımlarda söz tutarlılığı bu bağın devamı olarak ele alınacaktır.
3. Bölüm: Öz Türkçeleştirme Bir Töre Görevidir
Yazarın Söz Sorumluluğu
Öz Türkçeleştirme, Yeni Tengricilik yazılarında Dr. Barış Tunçbilek’in üstlendiği temel töre görevlerinden biridir. Yazar, düşünceyi yazıya aktaran kişi olarak her kavramın hangi sözle yaşayacağını, okurun hangi anlam yolundan ilerleyeceğini ve budunsal belleğe hangi sözlerin yerleşeceğini belirler. Bu nedenle Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın kitaplarında yürütülen söz çalışması, biçim düzeltmesinin yanında düşüncenin iç yapısını Türkçenin kök sesiyle uyumlu hâle getiren bir töre emeği olarak belirir.
Yazarın söz sorumluluğu, kavramın metindeki görevini doğru okumakla başlar. Bir söz Türkçeleştirilirken yalnız sözlük karşılığı aranmaz; o sözün tümce içindeki yeri, okurda uyandıracağı çağrışım, Tengrici düşünceyle kurduğu bağ ve Kutsal Türkçe İlkesi içindeki görevi birlikte ele alınır. “Töre ölçüsü” davranış alanını daha açık kurduğunda, bu söz metnin ana kavramlarından biri olur. “Yaraşırlık” bir görevi üstlenme gücünü, emekle kazanılan yeterliği ve buduna karşı sorumluluğu daha iyi anlattığında, “liyakat” alanındaki anlam bu sözle derinleşir. “İşleyiş”, “düzenek”, “ölçüt”, “gizil”, “erke”, “dizem” gibi sözler, yazının düşünce çizgisine yerleşirken okurun kavrayacağı düzeni de berraklaştırır.
Bu emek, yazarın kendi alışkanlıklarını da gözden geçirmesini ister. Yerleşmiş yabancı kökenli sözler tümceye hızlıca yerleşir; Kutsal Türkçe İlkesi ise hızdan önce ölçüyü, açıklığı ve kök sesi öne alır. Yazar, kolay gelen sözün metindeki uygunluğunu tartar. Hangi karşılık düşünceyi daha açık kuruyor, hangi söz okurun anlam yolunu güçlendiriyor, hangi kavram Türkçenin kendi kökünden daha yakın duyuluyor soruları yazı boyunca canlı kalır. Böylece öz Türkçeleştirme, dıştan yapılan bir düzeltme işi gibi dar bir alanda durmaz; yazarın kendi usunu, yazı biçimini ve söz seçimini de eğiten bir iç çalışma alanı açar.
Aylar süren çalışma burada anlam kazanır. Üç kitabın söz alanı tek tek gözden geçirilmiş, yinelenen sözcükler ayrılmış, karşılıklar ölçülmüş, ana yazılı bütünlerde kullanılan sözler belirginleştirilmiştir. Bu dönem, yazı ve video akışını doğal olarak yavaşlatmıştır; çünkü üretimin görünen hızı, dilin iç ölçüsünü kurma emeğine yönelmiştir. Bu emek artık yeni basımlarda, yeni yazılarda ve videolarda daha düzenli bir söz birliği olarak karşılık bulacaktır. Yazarın kendi alışkanlıklarını yenilemesi, okura önerilen Kutsal Türkçe İlkesinin önce yazı emeğinde yaşandığını gösterir.
Okurun Kavrayışa Katılımı
Öz Türkçeleştirme, okuru kavramı yeniden duymaya, anlamı Türkçenin içinden kurmaya ve kendi söz birikimini genişletmeye çağırır. Yeni bir sözle karşılaşan okur ilk anda durur, sözcüğün kökünü sezer, ekini yoklar, bağlamdaki görevini izler. Bu kısa duruş, kavrayışın açıldığı yerdir. Alışılmış söz çoğu zaman düşünülmeden geçilir; yeni Türkçe söz ise okura kavramı yeniden görme olanağı verir.
Okur, Türkçenin aynı kökten gelen sözleriyle düşünmeyi öğrendikçe metnin iç örgüsünü daha rahat izler. “Töre”, “töresel”, “töre ölçüsü”; “budun”, “budunsal”, “budun birikimi”; “ölçü”, “ölçüt”, “ölçün”; “iş”, “işlek”, “işleyiş”, “işlev” gibi sözler, okurun belleğinde birbirine bağlı anlam yolları kurar. Bir söz öğrenildiğinde, aynı kökten gelen başka sözler de daha kolay kavranır. Böylece okur, her kavramı tek tek ezberleyen kişi gibi ilerlemez; Türkçenin kök–ek düzeniyle anlamı büyüten bir okuma yolu kazanır.
Bu katılım, Yeni Tengriciliğin iç yapısıyla uyumludur. Yeni Tengricilik, okuru düşünceye, töreye, söz birikimine ve budunsal belleğe katılan kişi olarak görür. Okur “iç ses” sözünü gördüğünde kendi içinde duyduğu doğruluk uyarısını daha yakın bir Türkçe ile kavrar. “Esenlik” ve “iç dirlik” sözleri, kişinin yaşadığı denge duyusunu gündelik yaşama daha yakın biçimde anlatır. “Yakarış” kutsala yönelen dileği Türkçenin iç sesiyle duyurur. “Kutsal tören” toplulukla yapılan edimi kut, töre ve budun bağı içinde belirginleştirir. Bu sözler okurda bilgiyle birlikte iç duyarlık da uyandırır.
Yeni sözlerle kurulan okuma, okurun gündelik konuşmasına da yavaş yavaş katılır. Bir okur “töre ölçüsü” sözünü benimsediğinde doğru davranışı anlatırken bu söze başvurur. “Budun” sözünü kullandığında ortak yaşamı daha köklü bir sesle kurar. “Yaraşırlık” sözünü seçtiğinde görev, emek ve yeterlik arasındaki bağı daha açık anlatır. Böylece kitapta başlayan söz yenileme, okurun kendi konuşmasına, notlarına, tartışmalarına ve çevresine yayılır. Kutsal Türkçe İlkesi, okurun dilinde yer buldukça yazılı bütünle gündelik yaşam arasında canlı bağ kurar.
Budunun Ortak Söz Kümesi
Bir budun, ortak geçmişi, ortak yurdu, ortak töresi ve ortak geleceğiyle birlikte ortak söz kümesiyle de kendini tanır. Ortak söz, budunsal belleğin en canlı taşıyıcılarından biridir. Aynı kavramlar ortak sözlerle anlatıldığında, kişiler aynı anlam çevresinde buluşur. Bu nedenle Yeni Tengricilikte öz Türkçeleştirme, tek yazarın yazı düzenini güzelleştiren bir çalışma alanında durmaz; budunun kendi düşünce birikimini Türkçenin kökleriyle güçlendiren geniş bir töre emeği olur.
Üç kitapta belirlenen 282 maddelik ana söz kümesi, bu ortak çalışmanın ilk büyük tabanını oluşturur. Budunun ortak söz kümesi, çocuklar ve gençler için de önemlidir. Çocuk “kutsal tören” sözünü duyduğunda yapılan edimin kutla, toyla, ata anmasıyla ve doğayla ilişkisini daha kolay kavrar. Genç “töre ölçüsü” sözünü öğrendiğinde davranışın kendisiyle birlikte buduna, doğaya ve geleceğe değen bir sorumluluk alanı açtığını sezer. Yetişkin “yaraşırlık” sözünü kullandığında görevin orunla emek, yeterlik ve taşıma gücüyle de ilişkili olduğunu açıkça anlatır. Böylece söz kümesi kuşaklar arasında ortak kavrayış köprüsü kurar.
Yeni basımlar, bu ortak söz kümesini kitapların bütününde tutarlı biçimde işletecektir. İlk basımlar düşünce omurgasını kurmuş; yeni basımlar bu omurgayı daha arı, daha açık ve Kutsal Türkçe İlkesiyle daha uyumlu bir dil düzenine yerleştirecektir. Bu çalışma, her kavramın hangi sözle yürütüleceğini belirginleştirir. Aynı kavram farklı bölümlerde aynı söz çevresiyle yer aldığında okurun izleme gücü artar. Kitapların kendi içinde kurduğu anlam yolu daha kararlı hâle gelir.
Kutsal Türkçe İlkesi
Bu emeğin kalıcı biçimde izlenebilmesi için üç kitabın yanında gelişen ana dayanak Kutsal Türkçe İlkesidir. Bu ilke, yalnız karşılık listesi kurmasının yanında her sözün hangi bağlamda kullanılacağını, hangi anlam yükünü üstleneceğini, hangi aynı kök çevresiyle birlikte yürüyeceğini ve Yeni Tengricilik düşüncesindeki görevini açıklar. Böyle bir ilke, okur için kavram yolu, yazar için denetim alanı, video dili için ortak söyleyiş düzlemi ve budun için söz birliği kaynağı olur.
Okur “erke” sözünü gördüğünde, bu sözün güç, devinim, yön ve ölçüyle bağını Kutsal Türkçe İlkesi içinde kavrar. “Dizem” sözünde ses, soluk, atım ve kutsal söyleyiş ilişkisini izler. “Töre ölçüsü” başlığında davranış, sorumluluk, ortak yaşam ve doğa bağı birlikte açıklanır. “Yakarış” başlığında kişinin iç dileği, Tengri’ye yönelen sesi ve kutsal tören içindeki söyleyiş düzeni gösterilir. Böylece Kutsal Türkçe İlkesi, okurun anlam yolunu destekleyen yaşayan bir başvuru alanı hâline gelir.
Kutsal Türkçe İlkesi, yazar için de ölçü sağlar. Her yeni yazıda, makalede, kitap bölümünde ya da videoda kullanılacak kavramlar bu ilkeyle denetlenir. Sözler gelişigüzel değişen parçalar gibi dağılmaz; kavram sürekliliği korunur, okurun belleği güçlenir ve Yeni Tengriciliğin söz alanı daha kararlı ilerler. İlke zamanla yeni örneklerle açıklanabilir, ana söz kümesiyle birlikte genişleyebilir ve bazı karşılıkların daha işlek kullanımı belirginleşebilir. Yaşayan töre anlayışı, bu tür gelişimleri kayıtlı, gerekçeli ve izlenebilir bir yol içinde yürütür.
Bu bölümde öz Türkçeleştirmenin yazar, okur ve budun açısından nasıl bir töre görevine dönüştüğü ele alınmıştır. Söz emeği yazarda başlar; okurun kavrayışa katılımıyla genişler, budunun ortak söz kümesinde güç kazanır; yeni basımlarda tutarlılık kazanır, Kutsal Türkçe İlkesi ile izlenebilir bir ölçüye bağlanır. Bundan sonraki bölüm, bu töre görevinin yeni basımları hangi gerekçeyle gerekli kıldığını açıklayacaktır. Dördüncü bölüm, ilk basımların kurduğu düşünce gövdesinin Kutsal Türkçe İlkesi doğrultusunda daha arı ve daha tutarlı bir söz düzenine nasıl yerleştiğini gösterecektir.
4. Bölüm: Yeni Basımların Gerekçesi
İlk Basımların Kurduğu Düşünce Gövdesi
Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın kitaplarının ilk basımları, Yeni Tengricilik düşüncesinin ana gövdesini kuran öncü yazılı bütünlerdir. Bu basımlar, Türk budununun geçmişsel belleğini, bugünün bilinç arayışını ve yarına dönük töre düzenini tek bir büyük yapı içinde bir araya getirmiştir. Bu yapı içinde Tengrici kök, doğa bağı, kişi sorumluluğu, budunsal uyanış, töre ölçüsü, kutsal tören anlayışı, bilimle inanç arasındaki bağ ve Kutsal Türkçe İlkesi geniş bir düşünce alanında işlenmiştir. İlk basımların ana ereği, bu büyük düşünce yurdunu kurmak, okura Yeni Tengriciliğin hangi köklerden beslendiğini ve hangi geleceğe yöneldiğini göstermektir.
Bu ilk aşamada ana yük, düşüncenin varlık kazanmasıydı. Otuz ilkenin dayanakları, on bir taban ilke ile on dokuz kılgısal ilkenin birbirine bağlanışı, kişinin Tengri, doğa, budun ve kendi iç sesiyle kurduğu ilişik, kitapların bütününe yayılan geniş bir örgü gerektirdi. Böyle bir örgü kurulurken dil de doğal olarak çalıştı; ancak ilk emek düşünce gövdesinin ayağa kalkmasına yöneldi. Bölümlerin yerleşmesi, savların belirginleşmesi, ana kavramların birbirini tamamlaması, okurun Yeni Tengriciliği bir bütün olarak izlemesini sağlayan ilk yapı burada ortaya çıktı.
Yeni basımlar, bu ilk gövdeyi daha arı, daha tutarlı ve Kutsal Türkçe İlkesiyle daha uyumlu bir söz düzenine taşıyacaktır. Bu adım, ilk basımların kurduğu değeri büyüten doğal bir gelişimdir. Düşünce gövdesi kurulduktan sonra, o gövdenin dili de aynı özenle yoklanır. Hangi söz hangi kavramı daha açık anlatıyor, hangi karşılık okurun kavrayışını güçlendiriyor, hangi söz ailesi kitabın bütününde daha tutarlı çalışıyor soruları yeni basım hazırlığının ana ölçüleridir. Böylece ilk basımların açtığı yol, yeni basımlarda daha belirgin bir Türkçe kavram düzeniyle genişler.
Yeni Tengricilikte ilke ile dil arasında doğrudan bir bağ vardır. Kutsal Türkçe İlkesi, Türkçeyi kişinin Tengri’ye, doğaya, buduna ve kendi iç sesine yönelirken kullandığı kutsal söz alanı olarak konumlandırır. Bu ilke kitaplarda anlatıldığı anda, kitapların kendi dili de bu ilkenin ölçüsüyle yoklanır. Yeni basımların ana gerekçesi burada belirginleşir: yazılı bütünler, kendi savundukları Kutsal Türkçe duyarlığını kendi tümcelerinde, kavramlarında, başlıklarında ve açıklamalarında daha güçlü biçimde yaşatacaktır.
Yaşayan Yazılı Bütün Anlayışı
Yeni Tengricilik kitapları, yaşayan töre anlayışıyla kurulmuştur. Yaşayan töre, kendi sözünü de yoklar; kendi kavramını da geliştirir, kendi anlatımını da zaman içinde daha açık hâle getirir. Bu anlayış, yeni basımların doğal dayanağını oluşturur. Yazılı bütün, bir kez basıldıktan sonra donmuş bir kabuk gibi ele alınmaz; ölçüyle yeniden okunur, yeni kavrayışla desteklenir, kavram dağarıyla güçlenir ve okur için daha açık bir düzen kazanır.
Bu yaklaşım, Yeni Tengriciliğin kendini yenileyen düşünce yapısıyla uyumludur. Bir inanç düzeni, kendi ilkesini yaşama geçirmek istiyorsa, kendi anlatım araçlarını da sürekli yoklar. Kutsal Türkçe İlkesi yazılı bütünün içinde anlatılıyorsa, bu ilkenin söze, tümceye, kavram seçimine ve okurla kurulan bağa da yansıması gerekir. Yeni basımlar, bu yansımanın en görünür alanıdır. Kitapların her yeni sürümü, önceki kavrayıştan güç alarak daha işlek, daha tutarlı ve daha öğretici bir dil düzeyi kurar.
Yaşayan yazılı bütün anlayışı, okura da başka bir ilişki alanı açar. Okur, kitabı yalnız bitmiş bir nesne olarak eline almaz ve dolayısıyla da gelişen bir düşünce alanının belirli bir basımını okuduğunu bilir. Bu durum, okurun katılımını artırır. Okur yeni sözleri tanır, önerileri düşünür, hangi karşılıkların daha açık çalıştığını kendi okuma deneyiminde yoklar. Yazarla okur arasında doğrudan bir söz alışverişi doğar. Bu alışveriş, Kutsal Türkçe Dağarının gelişmesine de katkı verir. Böylece yeni basımlar yalnız yazarın emeğiyle değil, okurun kavrayışı ve budunsal söz deneyimiyle de genişler.
Bu anlayışta kitapların yeniden yayımlanması, düşünce alanının canlılığını gösterir. Her yeni baskı, geçmiş emekten güç alır; bugünün kavrayışını yazıya ekler, yarınki okur için daha açık bir söz düzeni hazırlar. Böylece Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın, adlarına uygun biçimde geçmiş, bugün ve yarın arasındaki bağı yalnız içerikte değil, kendi dil düzeninde de kurar.
Yeni basımların önemli bir yönü, okurun anlam yolunu gözeten geçiş düzenidir. Öz Türkçe sözler ana taşıyıcı olarak kullanılacak; yaygın karşılıklar gerekli görülen ilk karşılaşmalarda parantez içinde açıklayıcı işlev üstlenecektir. Böylece okur yeni sözü metin içinde tanır, eski alışkanlığıyla bağ kurar ve ardından Türkçe sözle düşünmeye başlar. Bu yöntem, Kutsal Türkçe İlkesiyle okur kolaylığını aynı akışta buluşturur.
Örneğin “töre ölçüsü (etik)” biçimindeki ilk kullanım, okura hangi kavram alanının işlendiğini gösterir; sonraki kullanımlarda “töre ölçüsü” kendi başına yürür. “Yakarış (dua)” ilk karşılaşmada okurun belleğindeki yaygın sözü devreye alır; ardından “yakarış” ana ses olarak ilerler. “Kutsal tören (ritüel)”, “erke (enerji)”, “dizem (ritim)”, “eştitreşim (rezonans)”, “gizil (potansiyel)”, “yaraşırlık (liyakat)” gibi kullanımlar da aynı geçiş düzeni içinde okura yeni söz dağarı kazandırır.
Bu yöntem, kitapların öğretici yönünü güçlendirir. Okur yeni sözle karşılaştığında anlamı bağlam içinde öğrenir. Bir söz yalnız listede görüldüğünde uzak durabilir; metin içinde işlev kazandığında daha kolay benimsenir. Bu nedenle söz kümesi kitabın başında teknik bir ara bölüm olarak verilse de asıl öğrenme yazılı bütünün içinde gerçekleşir. Okur, sözün hangi tümcede nasıl çalıştığını, hangi kavramla birleştiğini ve düşünceyi nasıl yönlendirdiğini görür.
Yeni Basımların Töresel Anlamı
Yeni basımlar, yayım düzeninde sıradan bir yenilenme gibi görülmemelidir. Bu basımlar, Yeni Tengriciliğin kendi ilkesini kendi yazılı bütününde uygulama adımıdır. Kutsal Türkçe İlkesi, kitaplarda anlatılan bir düşünce olmaktan daha geniş bir işlev kazanır; yeni basımlarda söz, tümce, kavram, başlık ve açıklama düzeyinde yaşar. Bu yüzden yeni baskılar, ilkenin uygulamaya geçmiş hâli olarak okunmalıdır.
Bu töresel anlamın ilk katmanı yazar sorumluluğudur. Yazar, kendi ortaya koyduğu ilkeyi kendi dilinde sınar. İkinci katmanı okur katılımıdır. Okur yeni sözleri görür, öğrenir, kullanır ve kendi söz dağarına alır. Üçüncü katmanı budunsal söz birliğidir. Ortak sözler çoğaldıkça Yeni Tengricilik çevresinde daha kararlı bir kavram alanı oluşur. Dördüncü katmanı gelecek basımlardır. Her yeni basım, önceki söz düzenini yoklayarak daha arı, daha açık ve daha tutarlı bir dil düzeyi kurar. Bu dört katman birlikte çalıştığında, kitapların dili yaşayan törenin parçası hâline gelir.
Yeni basımların bir başka töresel yönü, verilen emeği görünür kılmasıdır. Öz Türkçeleştirme dışarıdan bakıldığında sözcük listesi hazırlama işi gibi görülebilir; ancak her sözcük metnin içinde sınanır. Bir karşılık kimi yerde çok güçlü çalışır, kimi yerde açıklama ister. Bir söz okura yakın gelir, başka bir söz ilk anda tanıtım gerektirir. Yazar, bütün bu ayrımları gözeterek metnin akışını kurar. Bu emek görünür olduğunda, okur yeni basımları Kutsal Türkçe için verilmiş uzun bir çalışma olarak kavrar.
5. Bölüm: TDK ve Kurumsal Öncülük Gereği
Türkçenin Kavram Üretiminde Kurumsal Görev
Türkçenin yaşayan düşünce dili olarak güçlenmesi, yalnız tek tek yazarların, okurların ya da küçük çalışma çevrelerinin emeğiyle yürütülecek bir alanın çok daha genişinde durur. Dil, budunun ortak alanıdır. Bu ortak alanın bilim, uygulayım, inanç, töre, tanrıbilim, tinbilim, çevrebilim, evrenbilim, yaratı ve gündelik yaşam boyunca işlek kalması için kurumsal öncülük gerekir. Türk Dil Kurumu bu bakımdan yalnız sözlük hazırlayan bir yapı olarak düşünülmemelidir. TDK, Türkçenin yeni çağda hangi kavramlarla düşüneceğini, hangi sözleri büyüteceğini, hangi karşılıkları yaygınlaştıracağını ve okullardan yayınevlerine kadar uzanan geniş alanda nasıl ortak bir söz ölçüsü kurulacağını yönlendirecek bir dil ocağı işlevi üstlenmelidir.
Bugünün kavram akışı çok hızlıdır. Bilim, uygulayım, geçim düzeni, inanç, iletişim, yapay us, çevrebilim, evrenbilim ve toplumsal düzen alanları sürekli yeni kavramlar doğurur. Bu kavramlar çoğu zaman yabancı kökenli adlarla dolaşıma girer; haber dili, okul dili, kamu yazısı, akademik yazı, sosyal medya ve gündelik konuşma bu adları hızlıca benimser. Türkçe karşılıklar ise çoğu zaman daha sonra belirginleşir ve okur belleğine yerleşmek için daha yoğun bir emek ister. Bu akış, Türkçenin kavram üretme gücünden kaynaklanan bir sorun değildir; Türkçenin yeni sözleri yaygınlaştıracak kurumsal düzeneklere daha güçlü biçimde gereksinim duyduğunu gösterir.
TDK’nın tarihsel görevi burada daha net şekilde belirginleşmelidir. Türkçenin yeni kavram alanlarında etkin kalması için yalnız karşılık önermek yeterli bir aşama olarak kalır. Asıl görev, önerilen karşılığı yaşama karıştırmaktır. Bir söz okul kitabında, öğretmen anlatımında, kamu yazısında, bilimsel makalede, yayınevi kılavuzunda, medya dilinde ve gündelik açıklamada birlikte yürüdüğünde güç kazanır. “Uygulayım” sözü teknoloji alanında, “çevrebilim” sözü ekoloji alanında, “tanrıbilim” sözü teoloji alanında, “tinbilim” ya da bağlama göre “ruhbilim” sözü psikoloji alanında, “evrenbilim” sözü kozmoloji alanında sürekli kullanıldığında Türkçenin kavram kurma yetisi görünür olur. Bu görünürlük, okurun yeni sözü yalnız öğrenmesini sağlamaz; o sözle düşünmesini de kolaylaştırır.
Kurumsal öncülük, karşılık listelerinin geniş kitleye ulaştırılmasıyla birlikte kullanım örnekleri de üretmelidir. Bir sözün yalnız sözlükte durması, onu yaşama karıştıran bir akış kurmaya yeten en güçlü yol değildir. Söz, örnek tümcelerle, alan kılavuzlarıyla, öğretim izlenceleriyle, yayıncı yönergeleriyle, kamu yazısı önerileriyle ve güncel kullanım dosyalarıyla desteklenmelidir. Böylece Türkçe karşılıklar yalnız öneri olarak duyurulmaz; yaşayan yazı ve konuşma düzeni içinde yer edinir. TDK’nın, yazarlar, öğretmenler, bilim insanları, yayıncılar ve düşünce çevreleriyle birlikte çalışması, Türkçenin yeni çağdaki kavram alanını daha sağlam biçimde kurar.
Yerleşik Sözler ve Ölçülü Geçiş Alanı
Yeni Tengricilik kitaplarında yürütülen öz Türkçeleştirme çalışması, her yabancı kökenli sözü aynı biçimde ve aynı hızla dönüştüren mekanik bir yöntemle ilerlemez. Sözün bağlamı, okur belleğindeki yeri, Türkçe karşılığın işlekliği, metindeki düşünce yükü ve Kutsal Türkçe İlkesiyle kurduğu ilişki birlikte değerlendirilir. Bu nedenle “din”, “zaman”, “ekonomik”, “günah” ve “mesih” gibi kimi sözler, karşılıkları belirlenmiş olsa bile bazı bağlamlarda bilinçli olarak korunmuştur. Bu koruma, öz Türkçeleştirmenin ölçülü bir kavram emeğiyle yürüdüğünü gösterir. Bazı kelimeler için TDK’nın özel çalışma yapması gerekmektedir!
Türkçenin yeni çağdaki en önemli çalışma alanlarından biri, bilim ve uygulayım kavramlarını kendi köklerinden karşılayan güçlü bir söz düzeni kurmaktır. Yapay us, nicem kuramı, gen düzenleme, sinir ağları, çevrebilimsel bunalımlar, geçim düzeni tartışmaları, inanç mühendisliği, tanrıbilimsel yorumlar ve budunsal örgütlenme biçimleri sürekli yeni kavramlar gerektirir. Türkçe bu alanlarda kendi sözlerini zamanında üretip yaygınlaştırdığında, okur yeni bilgiyi kendi dilinin içinden kavrar. Bu kavrayış, yalnız anlamayı kolaylaştırmaz; Türkçenin çağdaş düşünce alanında öncü bir üretim dili olarak işlemesini sağlar.
Bu gereğin kurumsal düzeyde desteklenmesi önemlidir. TDK, üniversiteler, öğretmenler, yayıncılar, yazarlar ve dijital üreticiler birlikte çalıştığında Türkçe yeni sözler daha hızlı yayılır. Alanlara göre güncel Türkçe kavram kılavuzları hazırlanabilir. Okullar için düzeylendirilmiş söz listeleri oluşturulabilir. Yayıncılar için kavram kullanım tabloları düzenlenebilir. Kamu yazıları için önerilen söz biçimleri hazırlanabilir. Böylece Türkçenin kavram üretimi yalnız kişisel çabaların toplamı olarak kalmaz; budunsal ölçekte izlenebilir, öğretilebilir ve geliştirilebilir bir söz düzenine kavuşur.
Yazarların ve Düşünürlerin Kavram İşçiliği
Kurumsal öncülük kadar yazarların ve düşünürlerin kavram işçiliği de önem taşır. Her düşünce alanı, kendi kavramlarını üretirken dil üzerinde özel bir emek harcar. Yeni Tengricilik kitaplarında yapılan çalışma, bu işçiliğin somut bir örneğidir. 282 maddelik söz kümesi hazırlanmış, karşılıklar derlenmiş, ana yazılı bütünlerde işleyen sözler belirlenmiş, özel geçiş alanları saptanmış ve yeni basımların dil düzeni buna göre kurulmaya başlanmıştır. Bu yöntem, Türkçenin kavram üretiminde yazara düşen sorumluluğu açıkça gösterir.
Yazarın kavram işçiliği, yeni bir sözü metne yerleştirmekle biten bir işlem olmamalıdır. Her söz, metindeki göreviyle sınanır. Okur sözün anlam yönünü izleyebiliyor mu? Aynı söz başka bölümlerde aynı kavramı taşıyor mu? Türkçe karşılık, kavramın yükünü geniş ve açık biçimde kuruyor mu? Sözcük, Kutsal Türkçe İlkesine uygun bir ses ve anlam alanı açıyor mu? Bu sorular yazı boyunca canlı tutulur. Böylece metin, yalnız arı sözlerle dolan bir yüzeye dönüşmez; kavramları, bağlamları ve okurun kavrayış yolunu birlikte gözeten bir söz düzeni kazanır.
Bu kavram işçiliği okur katılımıyla genişler. Okurlar yeni sözlerin hangi bağlamda daha kolay benimsendiğini, hangi karşılıkların açıklama istediğini, hangi kullanımın daha doğal aktığını gösterebilir. Öğretmenler bu sözleri sınıfta deneyebilir. Video üreticileri sözlerin söyleniş gücünü sınayabilir. Yayıncılar yeni basımlarda kavram tutarlılığını koruyabilir. Böylece söz üretimi tek bir kişinin kaleminde başlayan, ardından budunsal katılımla büyüyen bir çalışma alanı olur. Kutsal Türkçe Dağarı da bu katılımın kayıtlı ve izlenebilir biçimde yürütülmesini sağlar.
Yazarların ve düşünürlerin bu emeği, TDK’nın kurumsal göreviyle yarışan bir alan gibi değerlendirilemez. Tam tersine, bu emek kurumlara veri, örnek, kullanım alanı ve deneyim sunar. Yeni Tengricilikte yapılan söz çalışması, hangi kavramların Türkçede nasıl karşılandığını, hangi karşılıkların metin içinde işlediğini ve hangi sözlerin okurla buluşmaya hazır olduğunu gösteren bir örnek alanıdır. TDK gibi kurumlar bu tür çalışmaları derleyip inceleyerek Türkçenin yaşayan söz üretimini daha güçlü bir zemine taşıyabilir.
Yeni Tengricilik Kitaplarının Örnekliği
Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın kitapları, öz Türkçeleştirme bakımından yalnız kendi inanç çevresi için hazırlanmış bir dil çalışması sunmamaktadır; Türkçe düşünce üretimi için de yöntemli bir örnek ortaya koyar. Önce geniş metin taraması yapılmış, yinelenen sözler tekleştirilmiş, çekim kümeleri bir araya getirilmiş, karşılıklar derlenmiş, kullanılan karşılıklar belirlenmiş ve yeni basımlar için ölçülü bir söz düzeni kurulmuştur. Bu sıra, başka düşünce alanlarında da uygulanabilecek açık bir yöntem sunar.
Bu kitapların örnekliği, dil kurumları için de önemli bir çağrı taşır. Türkçenin kavram üretimi, geçmişten gelen sözlerin korunmasıyla birlikte yeni çağın kavramlarını üretme görevini de üstlenmelidir. Türkçe, bilimle inancı, töreyle uygulayımı, kişiyle budunu, geçmişle geleceği bağlayan yeni sözler doğurabilecek güçlü bir dildir. Yeni Tengricilik kitapları, kendi alanında bu üretimi başlatan kapsamlı bir çalışma ortaya koymuştur. Bundan sonraki aşamada bu emek, okurların kullanımıyla, yazı ve video üretimiyle, eğitim çevreleriyle, yayın alanıyla ve TDK gibi kurumların öncülüğüyle daha geniş bir söz düzenine kavuşabilir.
Bundan sonraki bölüm, bütün bu emeğin hangi büyük çağrıya bağlandığını gösterecektir: Kutsal Türkçe, Türkçenin kökünden yeni gelecek kuran, Yeni Tengriciliği kendi sesiyle yaşatan ve budunsal belleği yarına taşıyan canlı söz alanı olarak belirginleşecektir.
6. Bölüm: Kutsal Türkçe, Yeni Tengriciliğin Yaşayan Söz Alanıdır
Yeni Basımların Ana Çağrısı
Yeni basımların ana çağrısı, Yeni Tengricilik düşüncesini Türkçenin kendi sesiyle okumak, anlamak, geliştirmek ve yaşatmak yönündedir. Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın kitapları ilk basımlarda büyük düşünce gövdesini kurdu; yeni basımlar bu gövdeyi Kutsal Türkçe İlkesiyle daha uyumlu bir söz düzeninde ilerletecektir. Bu çağrı okura yalnız yeni sözcükler öğrenme görevi vermez; okuru kendi dilinin kökleriyle düşünmeye, kavramları Türkçenin içinden duymaya ve Tengrici anlamı daha yakın bir sesle kavramaya çağırır.
Yeni basımların çağrısı bu yüzden yalnız yazara ait bir duyuru gibi kurulmamalıdır. Okur, izleyici, öğretmen, araştırmacı, yayıncı ve Tengrici düşünceye emek veren herkes bu çağrının içinde yer alır. Her kişi, doğru kullandığı bir sözle bu ortak dağara katkı verir. Her açıklama, her yazı, her video ve her kutsal tören, Kutsal Türkçenin işlekliğini artırır. Böylece yeni basımlar, yalnız üç kitabın yeni sürümü olarak görülmekten çok, Türkçenin kökünden doğan yeni bir ortak söz döneminin başlangıç alanı olur.
Kutsal Türkçe, söz ile töre arasındaki bağı güçlendirdiğinde budun yaşamında daha geniş bir etki alanı açılır. Töre, yalnız yazılı bir ilke dizisi içinde beliren düşünce düzeni gibi durmadan doğal haliyle sözle duyulur, davranışla sınanır, kutsal törenle görünür hâle gelir ve budunsal bellekte karşılık bulur. Bu nedenle öz Türkçeleştirme, yalnız metnin arılaşması için yapılan bir dil çalışması sayılmaz. Bu çalışma, törenin hangi sözlerle anlatılacağını, hangi kavramların ortak belleğe yerleşeceğini ve gelecek kuşakların bu düşünceyi hangi dil içinde öğreneceğini belirler.
Bu makalenin başında verilen 282 maddelik söz kümesi, ilerleyen dönemde daha geniş bir Kutsal Türkçe Dağarı için temel oluşturur. Bu dağar, yalnız karşılık listesi olarak düzenlenmemelidir. Her sözün hangi bağlamda kullanılacağı, hangi anlam yükünü üstleneceği, hangi söz ailesiyle birlikte yürüdüğü ve Yeni Tengricilik düşüncesinde hangi görevi gördüğü açıklanmalıdır. Böyle bir dağar, okur için kavram kılavuzu, yazar için denetim alanı, video dili için ortak söyleyiş düzlemi ve budun için söz birliği kaynağı olur.
Bu dağarın işlevi, yeni basımlarla birlikte daha da belirginleşecektir. Okur kitapta “erke” sözünü gördüğünde, dağarda bu sözün güç, devinim, yön ve ölçüyle bağını okuyabilecektir. “Dizem” sözünü gördüğünde, soluk, ses, atım ve kutsal söyleyişle kurduğu ilişkiyi izleyecektir. “Töre ölçüsü” başlığında davranış, sorumluluk, ortak yaşam ve doğa bağı birlikte açıklanacaktır. “Yakarış” başlığında kişinin iç dileği, Tengri’ye yönelen ses ve kutsal tören içindeki söyleyiş düzeni gösterilecektir. Böylece dağar, okurun anlam yolunu destekleyen yaşayan bir başvuru alanı hâline gelir.
Kutsal Türkçe Dağarı, zaman içinde okur katkısıyla da güçlenebilir. Hangi sözlerin daha kolay benimsendiği, hangi karşılıkların açıklama istediği, hangi kavramların yeni örneklerle genişlediği bu süreçte görülecektir. Yeni Tengricilik yaşayan töre anlayışını benimsediği için, söz dağarı da yaşayan bir düzen içinde gelişecektir. Bu gelişim, rastgele değişim anlamı taşımaz; ölçülü, kayıtlı, gerekçeli ve izlenebilir bir söz güncelleme yolu açar. Böylece her yeni basımda söz dağarı daha işlek, daha tutarlı ve daha öğretici hâle gelir.
Yeni basımların ana çağrısı, Türkçenin köklerinden doğan sözlerle düşünmek, okumak, konuşmak, yazmak ve kutsal bağı bu sesle yaşatmaktır. Söz güçlendikçe töre daha görünür hâle gelir; töre işledikçe budun kendi yönünü daha açık kavrar; budun ortak söz dağarıyla yarına daha sağlam bir bellek bırakır. Böylece Tengricilik Dün, Tengricilik Bugün ve Tengricilik Yarın kitaplarının yeni basımları, Kutsal Türkçe İlkesini yalnız anlatan metinler olarak görmek yerine bu ilkeyi söz, düşünce, davranış, yayım ve budunsal bellek alanında yaşatan yeni bir dönemin kapısı olarak yerini alır.
Unutmayınız, Tengri Bizimledir.